1934’ün Mirasını Nasıl Tükettik? İki Asırlık Gecikme ve Siyasette Tasfiye

1934 yılı, bu topraklarda eşitlik ideali adına atılmış en devrimci adımlardan birinin tarihidir. Fransa’nın 1944’te, İsviçre’nin 1971’de ulaşabildiği o dönüm noktasına, biz Cumhuriyetin ilk yıllarında, vizyoner bir iradeyle ulaştık. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, salt hukuki bir metin değil, toplumsal bir sözleşmeydi. Peki, aradan geçen 90 küsur yılda bu sözleşmeye ne kadar sadık kalabildik?

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu verileri, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi koridorlarında çokça tartışılan o acı gerçeği adeta yüzümüze çarpıyor: Hukuki (de jure) kazanımlar, fiili (de facto) eşitliği garantilemiyor. Tablo sadece durağan değil, korkunç bir ivmeyle geriye gidiyor. 2024 yılında 127. sırada olan Türkiye, 2025 yılında tam 8 basamak birden çakılarak 135. sıraya geriledi. Genel eşitlik oranımız ise %64.5'ten %63.3'e düşerek, dünya ortalamasının (%63.8) dahi gerisinde kaldı.

Siyasetteki Serbest Düşüş: Yarı Yarıya Tasfiye

Tablodaki asıl felaket, "Siyasal Güçlenme" alt endeksinde yaşanıyor. Türkiye, 2024 yılında %11.8 olan siyasal güçlenme oranını korumak bir yana, 2025'te tam %50 oranında bir erimeyle %5.9'a düşürmüş durumda. Küresel ortalamanın %22.9 olduğu bir dünyada, sahanın tüm yükünü çeken kadınların karar mercilerinden nasıl sistemli bir şekilde uzaklaştırıldığının bundan daha net bir istatistiksel kanıtı olamaz.

Bu verilerin bize söylediği, sadece "geride kaldığımız" değil, zamanın da aleyhimize işlediğidir. Mevcut hızla devam edersek, dünyada genel toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için 123 yıl öngörülüyor. Küresel çapta siyasette eşitlik için gereken süre ise 162 yıl. Ancak iş Türkiye'nin bu %5.9'luk vahim tablosuna geldiğinde, siyasette kadın-erkek eşitliğini yakalamamız için tam 198 yıl, yani neredeyse iki koca asır gerekiyor!

Geç Kalanların Bizi Fersah Fersah Geçmesi

İşin daha da çarpıcı yanı, hakları bizden on yıllar sonra elde eden ülkelerin bugün uyguladıkları devrimci yapısal reformlarla geldiği nokta. Seçme ve seçilme hakkını Türkiye'den tam 72 yıl sonra, 2006'da tanıyan Birleşik Arap Emirlikleri, bugün meclisindeki %50 kadın temsil oranıyla küresel zirveyi zorluyor. Meksika ve Ruanda gibi ülkeler meclislerinde tam eşitliği sağlarken; bizler "erken kazanım rehaveti"ne kapıldık. Hakları çok erken almış olmanın o haklı gururu, yıllar içinde yapısal eşitsizliklerin üzerini örten bir şala dönüştü.

"Siyasetin finansmanı" engeli, "erkekler kulübü" olarak işleyen karar alma mekanizmaları ve kadının omuzlarına yüklenen ev içi görünmez emek yükü, meclis kapılarında aşılmaz barajlar yarattı. Dahası, bu barajı aşıp yürütme erkine dahil olabilen az sayıdaki kadın da belirli portföylere sıkıştırılıyor. Tıpkı küresel verilerin de doğruladığı üzere, kadın bakanlar ağırlıklı olarak aile ve sosyal hizmetler alanlarında görevlendiriliyor. Savunma, maliye, adalet veya dışişleri gibi "sert" ve bütçe yöneten portföylerde kadınları görmek hala büyük bir istisna. Yani ortada sadece yukarı çıkmayı engelleyen cam tavanlar değil, kadınları belirli alanlara hapseden "cam duvarlar" da var.

Artık 1934’ün tarihsel mirasıyla avunmayı bırakıp, 2025’in yüzümüze çarptığı o "198 yıllık" devasa uçurumla yüzleşme vaktidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin siyasetin vitrininde bir süs değil, karar alma mekanizmalarının omurgası olması için siyasi partilerin gönüllü lütuflarına değil; bağlayıcı yasal kotalara, "fermuar sistemine" ve devrimci yapısal reformlara ihtiyacımız var. İki asır daha beklemeyeceğiz; haklı sese, masada eşit şartlarda oturarak bugün kavuşacağız.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'G-PPV6YT9CVE');