Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş
Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş

İzmir için su ekonomisi vakti

İzmir’in yağış rejimi 2010’lar sonrasında bozulmaya başladı. Bu durum dünyayı ve dolayısıyla Türkiye’yi etkileyen iklim değişikliklerinin kente bir yansıması olarak görüldü. Bununla birlikte özel bir önlem devreye sokulmadı. 2020’li yılların başlarında hızlanan söz konusu bozulma 2024 ve 2025 yıllarında çok belirgin hale geldi. Bu süreçte şehir büyük ölçüde Tahtalı Barajı’na bağımlıydı.  Diğer barajlardan fazla bir katkı alınamadı. Bu nedenle de büyük ölçüde yeraltı sularına başvurulması gerekti. Su sıkıntısı artmaya devam ederken ve bu konuda uyarılar yoğunlaşırken tarım sektöründe üretilen ürünlerin ne kadar su tükettiklerine dikkat edilmedi, az su tüketen ürünlerin üretilmesine yönelik olarak özel bir çaba gösterilmedi.

Yaz aylarında yükselen turizmle birlikte otellerde her gün yatak takımları ve havluların yıkanması, devasa havuzların doldurulması, geniş yeşil alanların sulamalarının yapılması, sık sık duş alınması gibi nedenlerle sistem üzerine aşırı yük bindi. Su arzı böylesine kısıtlı ve 4,5 milyonluk şehrin talebi böylesine yoğunken içme suyu şebekesindeki kayıp- kaçak oranlarının yüzde 25 seviyelerinde seyretmesi, su kesintisi önlemlerinin geç alınmaya başlanması sorunu derinleştirdi.

Devam eden kuraklığın barajlardaki su seviyelerini “sıfır” seviyelerine getirmesi nedeniyle halen İzmir’in 13 ilçesinde planlı su kesintileri uygulanıyor. Halen, İzmir’in en kalabalık ilçeleri olan Konak, Karabağlar, Çiğli, Karşıyaka, Balçova, Narlıdere, Güzelbahçe, Buca, Bayraklı, Bornova, Menemen, Gaziemir ve Menderes’te her gün 23.00-05.00 saatlerinde su kesintisi yapılıyor.  Geçtiğimiz kasım ve aralık aylarında yağışların beklenen ölçüde gerçekleşmediği dikkate alınırsa 2026 yılında bu kesintilerin diğer ilçelere yayılması ve/veya kesinti sürelerinin uzaması çok muhtemel.

Su, İzmir için kıt bir kaynak. Bu kaynağın nasıl tahsis edileceği, tarıma, sanayiye, turizme, evlere nasıl dağıtılacağı, yeni kaynakların nasıl elde edileceği, geliştirileceği ve tahsis edileceği bir dizi ekonomik kararın ve önlemin alınmasını gerektiriyor. Bu karar ve önlemler literatürde “su ekonomisi” olarak tanımlanıyor.

Neler yapılması gerekiyor?

Kuraklık ve bunun getirdiği olumsuz sonuçlar küresel ısınmaya, iklim değişikliğine, yağış rejiminin değişmesine bağlanabilir. Bununla birlikte, sorunun su yönetimindeki yetersizliklerle de ilgili olduğuna dair pek çok görüş ileri sürülmekte. Bu noktada medyada Prof. Dr. Yaşar Doğan’ın İzmir’de su yönetimi ile ilgili değerlendirmeleri ön plana çıkıyor. Doğan’a göre İzmir’de su yönetimi, kalıcı bir havza ve talep planlaması yerine kriz anlarında devreye sokulan geçici çözümlerle yürütülüyor. Tarımsal sulamada verimlilik sağlanmadan ve kentte su tüketimi gerçekçi biçimde yönetilmeden yeni kaynak arayışlarına girilmesini yapısal bir hata olarak görüyor. Özellikle yeraltı sularına aşırı yüklenmenin, tuzlanma ve geri dönüşsüz rezerv kaybı riski yarattığını vurguluyor. Doğan’ın temel uyarısı net: İzmir, su meselesini hâlâ bir altyapı meselesi olarak ele alıyor; oysa mesele bir su ekonomisi ve yönetişim sorunu. Ayrıca,artık bu sorunun çözümüne yönelik olarak hidrojeoloji mühendislerinden yararlanılması şart.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da sorunu sık sık gündeme getiriyor. Bu noktada Tugay’ın,su krizine daha çok yeni kaynaklar ve teknik yatırımlar üzerinden yaklaşırken; akademik çevreler asıl sorunun suyun nasıl kullanıldığı ve yönetildiği noktada düğümlendiğini söylüyor. Tugay deniz suyunun arıtılması gibi seçenekleri geleceğe dönük bir güvence olarak savunurken, Prof. Dr. Yaşar Doğan bu tür çözümlerin talep yönetimi sağlanmadan devreye alınmasını erken buluyor. Bir tarafta “yeni su bulma” refleksi, diğer tarafta “mevcut suyu doğru kullanma” uyarısı var.

Peki İzmir’in su sorununun çözümü için hangi adımların atılması gerekiyor? İzmir’in su sorununun çözümü için önce krizin kaynağını doğru tanımlayan bütüncül bir yol haritası gerekiyor. Öncelikle tarımsal sulamada ürün deseni ve sulama teknikleri yeniden düzenlenmeli, su tüketimi yüksek ürünler kademeli olarak sınırlandırılmalı. Kent içinde kayıp-kaçak oranları hızla düşürülmeden yeni su kaynaklarına yönelmek kalıcı bir çözüm üretmez. Yeraltı sularının aşırı kullanımına son verecek sıkı denetim ve kotalar gecikmeden uygulanmalıdır. Evsel ve ticari su tüketiminde fiyatlama, gerçek maliyeti yansıtan ve tasarrufu teşvik eden bir yapıya kavuşturulmalıdır. Arıtılmış atık suyun tarım ve sanayide yeniden kullanımı yaygınlaştırılarak içme suyu üzerindeki baskı azaltılmalıdır. Deniz suyunun arıtılması ise ancak bu adımlar atıldıktan sonra, enerji ve çevresel maliyetleri şeffaf biçimde hesaplanarak gündeme alınmalıdır. İzmir için asıl çözüm, yeni su aramak kadar mevcut suyu adil, verimli ve akılcı biçimde yönetebilmektir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSUİzmir’in suyunun yönetiminde en çok sorumluluğu olan kurumlar. Çünkü bu kurumlar kentin içme ve kullanma suyunun nereden sağlanacağına, nasıl dağıtılacağına ve hangi önceliklerle kullanılacağına fiilen karar veren kurumlardır. Baraj işletmesinden yeraltı suyu çekimine, tarifelerden kesinti planlarına kadar suya ilişkin en kritik araçlar bu iki kurumun elindedir. Bu nedenle su krizini yalnızca “olağanüstü bir doğa olayı” olarak değil, kent ölçeğinde yönetilmesi gereken bir kamu politikası olarak ele alabilecek en güçlü aktör konumundadırlar.

İş birliği ve eş güdüm şart

Hiç şüphesiz, Büyükşehir Belediyesinin ve İZSU’nun diğer ilgili kurumların da desteğine çok ihtiyacı var.  DSİ’nin su havzaları ve barajlar üzerindeki yetkisi, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın tarımsal sulama ve ürün deseni politikaları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çevresel koruma ve mekânsal planlama sorumluluğu ile desteklenmezse etkisiz kalır. İlçe belediyeleri yerel uygulamalarla, tarım örgütleri sahadaki üretim pratikleriyle, üniversiteler ise bilimsel veri ve uzun vadeli projeksiyonlarla bu sürecin tamamlayıcı aktörleri olmalıdır. Aksi hâlde su yönetimi parçalı kararlar ve kurumlar arası yetki çatışmaları içinde çok yavaş bir şekilde ilerler. Bu nedenle, Başkan Cemil Tugay’ın merkezi ve yerel kurumların İzmir’in su sorununun çözümü için çalışmasını sağlayacak bir koordinasyon mekanizmasına yönelik çabalarını yoğunlaştırması gerekecek. Kurulması planlanan “Su Konseyi” önemli bir adım olabilir. Çünkü, İzmir’de suyu kalıcı biçimde güvence altına alacak olan, tekil yatırımlardan çok bu ortak yönetişim modelinin hayata geçirilmesidir.

İzmir’in susuzluk krizi, pek çok krizde de olduğu gibi doğru adımlar atıldığında kenti daha dirençli ve bilinçli bir yönetime taşıyabilecek bir fırsat da sunuyor. Bilimsel bilgiye dayalı planlama, güçlü kurumsal işbirliği ve toplumsal katılımla suyu daha adil ve verimli kullanmak hâlâ mümkün. Bugün alınacak kararlar, yalnızca bugünün kesintilerini değil, İzmir’in gelecek kuşaklara bırakacağı yaşam kalitesini de belirleyecek. Su ekonomisini merkeze alan bir yaklaşım benimsendiğinde, İzmir bu krizi yönetmekle kalmayıp aşabilecek kapasiteye sahiptir. Asıl mesele, bu potansiyeli zamanında ve ortak bir iradeyle hayata geçirebilmekte

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER