Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Durmuş Özke
Durmuş Özke

Suça Sürüklenen Asgari Ücretli

2026 yılı asgari ücreti açıklandı: Net 28 bin 75 lira.

Kâğıt üzerinde bakınca yuvarlak, düzenli, “artmış” gibi duran bir rakam. Ama hayat kâğıt üzerinde yaşanmıyor.

 

Bu ülkede kimse 28 bin 75 lirayla rahatça geçinemiyor. Hatta geçinmek kelimesi bile fazla iddialı. Ay sonunu getirmek, borcu borçla kapatmak, eksiyi eksiyle dengelemek… Hepsi bu rakamın içine sığdırılmaya çalışılıyor. Üstelik ülkenin büyük çoğunluğu bu ücretle çalışıyor. Geri kalanların önemli bir kısmı da maaşını asgari ücrete endeksli alıyor. Yani mesele birkaç kişinin değil, milyonların meselesi.

 

Sosyal medyada bir detay dalga konusu oldu: “75 lira.”

“28 bin değil, 28 bin 75.”

Evet, bunun teknik bir açıklaması var. Brüt maaş üzerinden yapılan hesaplamalar, kesintiler, tablolar… Hepsi doğru. Ama halkın mutfağında tablo yok. Orada tencere var. Boş tencere.

 

Soruyorum:

Kiraların uçtuğu, faturaların kabardığı, mutfak masrafının canımızdan can aldığı bu dönemde bu zam yeterli mi?

Bu parayla bir aile geçinebilir mi?

 

Cevap çok net: Hayır.

 

Geçinemeyen insan ne yapar?

Önce kısar. Sofradan, giyimden, hayattan… Sonra borçlanır. Kredi kartları dolar, eş dosttan istenir, yarınlar ipotek edilir. İcra borçları kapıya gelir. Ardından vazgeçer. Hayallerden, planlardan, umutlardan. En sonunda da çaresizliğe düşer. İşte tam bu noktada toplumun başka bir gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

 

İnsanlar geçinemediği için çocuk yapmıyor. Bir bebeğin masrafını değil, geleceğini düşünemiyor. “Bu dünyaya bir çocuk getirmeye hakkım var mı?” sorusu, ekonomik bir soruya dönüşüyor. İnsanlar geçinemediği için hayattan vazgeçiyor. İntihar haberleri sıradanlaşıyor, bir satırla geçiştiriliyor. Oysa birçoğu, biriken borçların, tükenen umudun, duyulmayan çığlıkların sonucu.

 

Ve evet, suç oranları artıyor. Uyuşturucu, yasadışı madde, kaçakçılık, fuhuş… Bunlar durduk yere artmıyor. Açlık, yoksulluk ve umutsuzluk bir araya geldiğinde insanı karanlığa itiyor. Biz belki suça yaklaşmıyoruz. Ama herkesin direnci aynı değil, sabrı aynı değil, imkânı hiç aynı değil. Aç kalan, köşeye sıkışan, çaresiz bırakılan insan, bazen yanlış yollara sürükleniyor. Bu bir tercih değil, çoğu zaman zorlanmış bir sonuç.

 

Bugün bu ülkede insanlar aç.

Ayda bir gün et yiyemeyenler var.

Çocuğuna bir çift çorap alamayanlar var.

Akşam evine ekmek götüremeyenler var.

Çöpten ekmek toplayan insanlar var.

 

Ama bir de başka bir Türkiye var.

Bir asgari ücretlinin 10 yılda kazandığını bir gecede yiyenler var.

 

Resmî rakamlara, gayrisafi yurt içi hasılaya baktığınızda tablo bambaşka görünüyor. Sanki herkes ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş gibi. Oysa gerçek sokakta. Gerçek pazarda. Gerçek mutfakta. Ve gerçek şu: Asgari ücret açlık sınırının altında.

 

28 bin 75 lirayla geçinilmez.

Ama o 75 lira önemli.

 

Çünkü o 75 lira, bu ülkenin vatandaşının hâlâ “yuvarlama hatası” gibi görülmesinin sembolü.

Çünkü o 75 lira, “idare edin” demenin rakama dökülmüş hali.

Çünkü o 75 lira, yoksulluğun normalleştirildiğinin sessiz itirafı.

 

Bu ülkede insanlar yoksullukla, açlıkla boğuşuyor. Ve artık kimse şunu sormuyor:

“Ne kadar zam yapıldı?”

 

Herkes aynı soruyu soruyor:

“Bu parayla nasıl yaşanır?”

 

Cevabı olmayan her rakam, sadece bir sayıdan ibarettir.

Tıpkı 28 bin 75 lira gibi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER