Yeni bir yıla giriyoruz.
Takvim değişiyor ama yükler aynı.
Yine de her yeni yıl, insanın içinde bir yerlerde yeniden başlama cesaretini uyandırıyor. Çünkü bu topraklarda umut, bazen sadece bir duygudan ibaret değildir; direnmenin en sade hâlidir.
Yeni bir yıla giriyoruz.
Ama bu ülke, yeni bir yıla girerken eski yaralarla, derinleşmiş adaletsizliklerle ve ağır bir sessizlikle karşı karşıya.
Bugün Türkiye’de sorun yalnızca ekonomi değil.
Sorun, hukukun giderek sessizleşmesi…
Sorun, seçilmişlerin görevlerinden uzaklaştırılmasının olağanlaştırılması…
Sorun, halkın iradesinin “uygun görülmediğinde” askıya alınabilmesi.
Belediye başkanları yalnızca birer idareci değildir. Onlar, halkın sandıkta kurduğu iradenin somut hâlidir. Bir belediye başkanını görevinden almak, sadece bir kişiyi değil; o kentin tamamını yok saymaktır. Bu nedenle bugün yaşananlar bir “idari işlem” değil, açık bir demokrasi sorunudur.
Ve yalnızca belediye başkanları değil…
Haksız yere tutuklu olanlar, yıllardır iddianamesini bekleyenler, suç isnadıyla değil kanaatle cezalandırılanlar var. Adaletin terazisi şaştığında, kimsenin güvende olmadığını artık herkes biliyor.
Bu ülkede artık masumiyet karinesi değil, suçluluk algısı dolaşıma sokuluyor.
Yargı, hukukun değil siyasetin gölgesinde kalmaya zorlanıyor.
Ve bizden beklenen şey, buna alışmamız.
Ama hayır.
Alışmayacağız.
Çünkü susmak, bu düzenin en büyük yakıtıdır.
Çünkü sessizlik, haksızlığın ortağı olmaktır.
Yeni yıl; suskunluğun değil, sözün yılı olmak zorunda.
Korkunun değil, cesaretin…
Biata zorlananların değil, onuruyla direnenlerin yılı.
Bu ülke daha önce de karanlık dönemlerden geçti.
Ama her defasında ayağa kalkmayı bildi.
Çünkü bu topraklarda adalet duygusu, baskıdan daha köklüdür.
Bugün bize düşen; hatırlamak, hatırlatmak ve vazgeçmemektir.
Unutmamak gerekir ki;
Adalet bir gün herkese lazım olur.
Yeni yıl; hukukun yeniden ayağa kalktığı, seçilmiş iradenin gasp edilmediği, özgürlüğün lütuf değil hak olduğu bir yıl olsun.
Ve herkes bilsin:
Bu ülkede hâlâ susmayanlar var.
Hâlâ itiraz edenler var.
Hâlâ “bu böyle gitmez” diyenler var.
Ve umut, işte tam da burada başlar.

Keşkeler bile artık zor söyleniyor oldu maalesef.