2021 yılında 7338 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesinde yapılan değişiklik sonucu, geçici vergi dönemleri ilk dokuz ay ile sınırlandırılmış ve fiilen dördüncü geçici vergi dönemi kaldırılmıştı.
19.12.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7566 sayılı Kanun ile, Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesinde yer alan “ilk dokuz ay” ibaresi kaldırılmış ve böylece dördüncü geçici vergi dönemi yeniden ihdas edilmiştir.
Vergi sistemlerinde temel amaç; adalet, öngörülebilirlik ve uygulanabilirlik ilkeleri çerçevesinde kamu gelirlerinin etkin biçimde tahsil edilmesidir. Ancak son dönemde 4. dönem geçici verginin yeniden yönetmelik kapsamına alınmasına yönelik düzenlemeler, bu ilkeler açısından ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle geçmişte kaldırılma gerekçeleri halen geçerliliğini korurken, uygulamanın yeniden gündeme gelmesi mali camiada haklı eleştirilere neden olmaktadır.
Kaldırılan Bir Uygulama Neden Geri Getiriliyor?
4.dönem geçici vergi, gelir vergisi mükellefleri açısından;
- Yıllık beyannameye çok yakın bir tarihte verilmesi,
- Yıl sonu kapanış işlemleriyle çakışması,
- Mükerrer beyan ve tahsilat niteliği taşıması gerekçeleriyle kaldırılmıştı. Bu gerekçeler bugün de geçerliliğini korumaktadır. Uygulamanın yeniden yönetmeliğe alınması, vergi mevzuatında süreklilik ve istikrar ilkesinin zedelendiğini göstermektedir.
Vergi politikalarında sık yön değişiklikleri, mükelleflerde ve uygulayıcılarda belirsizlik yaratmakta; gönüllü uyumu zayıflatmaktadır.
Mali İdarenin Kazancı, Sahadaki Yük
Düzenlemenin temel gerekçesi olarak kamu gelirlerinin erken tahsil edilmesi gösterilmektedir. Ancak burada göz ardı edilen önemli bir husus vardır: Kamu için bir “nakit avantajı” olarak görülen bu uygulama, mükellef ve mali müşavirler için ciddi bir iş ve zaman maliyetine dönüşmektedir.
Yılın son çeyreği;
- Envanter ve değerleme işlemleri,
- Amortisman hesapları,
- Karşılık ve tahakkukların belirlenmesi,
- Yıl sonu finansal tabloların hazırlanması
gibi yoğun işlemlerin yapıldığı bir dönemdir. Bu süreçte bir de 4. dönem geçici vergi beyanı eklenmesi, hata riskini artırmakta ve sağlıklı beyan yapılmasını zorlaştırmaktadır.
Geçici Vergi mi, Fiilî Nihai Vergi mi?
Uygulamada 4. dönem geçici vergi, artık “geçici” niteliğini büyük ölçüde kaybetmektedir. Çünkü;
- Beyan edilen matrah, yıllık beyannameye neredeyse birebir yakınlaşmakta,
- Ödenen vergi, kısa süre sonra mahsup edilmekte,
- Tahsilat açısından kalıcı bir vergi etkisi yaratmamaktadır.
Bu durum, 4. dönem geçici vergiyi idari yükü yüksek, mali faydası sınırlı bir uygulama haline getirmektedir.
Mali Müşavirler Görmezden Geliniyor
Vergi mevzuatının sahadaki en önemli uygulayıcıları mali müşavirlerdir. Ancak bu tür düzenlemelerde, meslek mensuplarının iş yükü ve sorumlulukları çoğu zaman yeterince dikkate alınmamaktadır. 4. dönem geçici verginin yeniden getirilmesi;
- Aynı dönem içinde birden fazla kritik beyan,
- Artan mesleki sorumluluk ve cezai risk,
- Zaman baskısı altında yapılan işlemler anlamına gelmektedir. Bu durum, mesleğin sürdürülebilirliği açısından da ciddi bir sorundur.
Daha Sağlıklı Bir Yaklaşım Mümkünken
Eğer amaç gerçekten vergi uyumunu artırmak ve kamu gelirlerini güvence altına almak ise;
- dönem yerine yıllık beyanname sürecinin iyileştirilmesi,
- Beyan sürelerinin uzatılması,
- Dijital altyapının etkin kullanımıyla veri analizi yapılması,
- Küçük mükellefler için basitleştirilmiş modellerin uygulanması çok daha rasyonel ve kalıcı çözümler sunacaktır.
Sonuç olarak Bu Çerçevede Vergi Politikası, Sahayı Görmeden Olmaz!
4.dönem geçici verginin yeniden yönetmeliğe alınması, kısa vadeli bütçe hedefleri uğruna, mükelleflerin ve mali müşavirlerin üzerindeki yükün artırılması anlamına gelmektedir. Vergi politikalarının başarısı; sadece tahsil edilen rakamlarla değil, uygulamadaki sürdürülebilirlik ve adaletle ölçülmelidir.
Vergi mevzuatı; masa başında değil, sahadaki uygulayıcıların gerçekleri dikkate alınarak şekillendirilmelidir. Aksi halde, geçici çözümler kalıcı sorunlara dönüşmeye devam edecektir.

YORUMLAR