Pusula programında Ses Gazete Genel Yayın Yönetmeni Özgür Coşkun’un sorularını yanıtlayan Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, kısıtlı bütçe imkânlarına rağmen uyguladıkları mali disiplin, personel maaşlarındaki hassasiyet, tasarruf odaklı projeler ve Meclis’teki siyasi tansiyona dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kısıtlı bütçeye ve kesintilere rağmen mali disiplini sağladıklarını söyleyen Işık, piyasaya olan cari borçları eriterek Gaziemir’e maaş krizi yaşatmadıklarını anlattı; ilçede sosyal belediyecilik kapsamında yürütülen çalışmalardan bahsetti.

Gaziemir Belediye Meclisi’nden başlayalım. Son meclis toplantısı gergin geçti. Muhalefetten size karşı bazı ithamlar geldi. Konu nedir; tepkiniz ne oldu?
Aslında büyütülecek bir konu yok. Bir önceki Meclis’te bir arkadaşımızın kullandığı bir cümle vardı. Hoşumuza gitmedi. Meclisin ertesi günü birbirimizle konuştuk. “Ya bu konuyu bir açıklığa kavuşturalım” dedik. Ben sayın meclis üyemize bir şey söyledim. Dedim ki: “Başkanım, böyle bir şey söylediniz, haberin var mı diye sordunuz. Benim haberim yok” dedim. Ama bu meclis salonunda söylenmiş bir cümle. Gaziemirliler bizi dinledi. Bunu açıklığa kavuşturmamız lazım. ‘Bu nedir, kim söyledi size?’ “Vallahi öyle söyleniyor” dedi, “Ben de duydum.” Dedim ki: “Yani siz bir partinin siyasi temsilcisisiniz, grup başkanvekilisiniz. Bunu bana söylemeniz lazım. Hani bu bir duyumsa, bir kaynağınız yoksa, emin değilseniz, bunu da bir sonraki Meclis’te uygun bir dille, ‘Ben yanlış anlamışım’ türünde bir şey söylerseniz benim için de kabuldür. Eğer bunları yapmazsanız da ben kendimi böyle bir zan altında bırakacak birisi değilim. Savcılığa müracaat edip bu konunun soruşturulmasını isteyeceğim.” Gülüştük, konuştuk, başka konular konuştuk kendi aramızda. Çıkarken de sarıldık, fotoğraf çektirdik, çıktık ofisinden.

“KİMSEYİ TEHDİT ETMEDİM, ETMEM DE”
Bu, bir müddet sonra “Belediye başkanı bizi tehdit etti”ye döndü. Çok ilginç. Onun arkasından da bir başka meclis üyemiz, denetim komisyonunda, nisan ayında olan bir konuyu kendilerine açıklamış olmamıza rağmen çok yeniymiş gibi bir beyanat verdi. Onu da çağırdım. Birlikte kahve içtik. Dedim ki: “Bak bu cümle yanlış. Elimizde her türlü bilgi, belge var. Size de açıkladık. Lütfen bu konudan vazgeçin, bunu tekzip edin” dedim. Hatta, “O yayını ben yaptırmadım” dedi. “Evet, siz yaptırmadıysanız o zaman tekzip edin” dedim ben de. Tekzip etmezseniz sizinle ilgili de savcılığa suç duyurusunda bulunacağım. O iki arkadaş birden, ne yazık ki hem Milliyetçi Hareket Partisi’nin hem AK Parti’nin ilçe başkanları da bunu bir tehdit olarak algıladılar. Hâlbuki ben söylüyorum, hukuka gitmek, yargıya gitmek bir tehdit değildir. Yargıyla arkadaşları üzüyorsam, korkutuyorsam da kusura bakmayın dedim yani. Burada hepimizin gidip aklanacağı, güven duyacağı, belki de korkması gereken ya da çekinmesi gereken benim olmam lazım. Bütün konu buydu. Bunun üzerine gerildi. Eleştiriye evet ama iftiraya hayır diyoruz biz.

“GAZİEMİR’İN BEŞTE DÖRDÜ BELEDİYENİN GELİR ALANI DIŞINDA”
Gaziemir’de sıkı bir muhalefet mi uygulanıyor?
Haklı neredeyse onun yanında duran birisiyim. Yani icraatlarımızla ilgili bunu her zaman söylüyorum. Ekonomik zorluklarla boğuşan belediyeleriz hepimiz. Bu zorluklar içerisinde kendi iç imkânlarınızla, beyin ve bilek gücünüzle ne yapabiliyorsanız buna yönelmek durumundasınız. Biz de buna yönelmiş durumdayız. Böyle kalıcı bir eser bırakma, yatırım yapma şansımızın artık kalmadığı bir dönemdeyiz. Çünkü ben başından beri söylüyorum. Gaziemir’in beşte dördü, Gaziemir Belediyesi’nin gelir elde etme alanı dışında. ESBAŞ, havaalanı, askeri bölge ve fuar alanlarında.

Gaziemir en değerli yerde değil mi?
Öyle ama gelir elde edemiyoruz. Dolayısıyla geriye kalan kısımda da imar arsa neredeyse bitmiş durumda. İnşaat yok. Yapılsa da beş katın üstüne çıkamadığınız inşaatlar. Böyle olunca az bir geliriniz var. İller Bankası’ndan gelen hem silkeleme sonucu hem geçmişe dayalı borçların kesilmesi sonucu yüzde 42’lere varan bir kesinti olunca da siz mecburen kendi içinize dönüyorsunuz. Ücretinizi zamanında ödeyip elektriğinizi, yakıtınızı alabildiğiniz müddetçe kendinizi şanslı hissediyorsunuz.

Maaşları ödeyebildiğiniz sürece…
Olay buna dönüyor. Yani burada biz bu sorunların hepsini hem meclis üyelerimizle hem toplumla açık yüreklilikle paylaşıyoruz. Toplumun içerisindeyiz. Yaşlıların, engellilerin aktiviteleri var, kursiyerlerimiz var, öğrencilerimizin yanındayız, yoksulların yanındayız. Bunları da yapıyoruz. Bir meclis üyesinin böyle işlere de muhalefet ediyor olmasını anlamak mümkündür.

“PİYASAYA CARİ BORCUMUZ YOK, PERSONELİN HER KURUŞUNU ÖDEDİK”
Borçlu bir belediye mi aldınız. Gelir gelmez nelere öncelik verdiniz?
Biz hemen şuna yöneldik: tasarruf ve verimli çalışma. Bunlara yönelmemiş olsak zaten şu andaki varlığımızı sürdüremeyiz. Ücretimizi zamanında ödüyoruz. Kimseye, piyasa borcumuz yok. Vergi sigorta borçlarının dışında bizim borcumuz yok piyasaya. Güncel cari borçlar, vadesi geldiğinde ödenen borçlar bunlar. Yani çok küçük bir rakam. Bunu da hiçbir zorluğa karışmadan ödeyebiliyoruz. Bu toparlamaları yaptık. Gaziemir’e kendi beyin ve bilek gücümüzle ne sunulması gerekiyorsa en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Acil çözüm bekleyen sorunlar nedir Gaziemir’in?
Örneğin bir asfalt sorunu. Emlak vergilerinin toplanmasının ardından iyi bir ihaleye çıktık. İhalemiz sonuçlandı, yakında eksiklerimizin birçoğunu gidereceğiz. Parklarla ilgili ihalelere çıktık. Bu bir kaynak meselesi. Çünkü sizin bunu uygun koşullarda alabilmeniz için ödemenizin de, ödeme takviminizin de uygun olması gerekiyor. Biz en doğrusunu, en hesaplısını alıp Gaziemir halkının hizmetine sunmaya çalışıyoruz.

İki buçuk yıl sonra nasıl bir mali yapınız var?
Öncelikle vergi ve sigorta borçları. Devlet babaya olan borçlarımız var. Bizim beklentimiz şu: Devletimizin birçok kesime sağladığı kolaylıkları belediyelere de sağlaması. Pandemiden ve depremden kaynaklanmış borçları ya da faiz yüklerini belediyelerin üstünden alması. Şu an mesela 72 aylık SGK taksitlendirmeleri çıktı. Ama faiz yüküne baktığınızda bunu bu koşullarda ödemeye kalktığınızda ana parayı dört katıyla ödemek zorunda kalıyorsunuz. Ama bunun yerine daha makul bir faiz yapısıyla, eski faizlerin silinip biraz daha insaflı bir faiz yükü üzerine konulursa… Yani ben bir mali müşavir olarak bu borçtan kaçmayı düşünemem. Bunu ödemek zorundayız. Şimdi bu borçların dışında vadesi geçmiş hiçbir borcumuz yok bizim. Kıdem tazminatlarımız dâhil hiçbir arkadaşımıza bir kuruş borcumuz yok. Her ayın maaşını düzenli olarak yatırıyoruz.

“HERKESİN MAAŞI YATMADAN BENİM BAŞKANLIK MAAŞIM YATMAYACAK”
Siz tüm personel maaşını aldıktan sonra maaşınızı almaya devam ediyor musunuz?
Benim talimatımdır. Bu talimatı ilgili başkan yardımcımıza baştan verdim. Herkesin maaşı yatmadan benim maaşım yatmayacak. Çok şükür benim maaşım da diğer arkadaşlarımla birlikte aynı gün yatıyor.

Çok mütevazı bir yaşam sürüyorsunuz. “Benim tek gelir kaynağım belediye başkanlığı maaşım” diyorsunuz…
Evet. Bunun dışında da belediye başkanı unvanının getirdiği sorumluluklar. Eksik kalmasın, bir de emekli maaşım var. Biz 29 kişiyiz, hepimiz birbirimize benzeriz. Niye değişeyim? Beni değiştirecek ne var bu dünyada? Hiçbir şey yok. Mesleki yaşamını en doruk noktalarda sürdürmüş, tamamlamış, yaşadığı çevreden, insandan, insan ilişkisinden keyif alan, yoksulun, engellinin, çocuğun, kadının, sokak hayvanının yanında durmaya özen gösteren, köyde büyümüş, evcil hayvanlarla birlikte büyümüş insanız. Zevk alacağımız o kadar çok şeyi var ki bu ülkenin… Şimdi böyle keyifler varken, bu keyifleri aldıktan sonra, şu saatten sonra insandan, sokaktan, parktan, ağaç gölgesinden uzaklaşmak insana çok şey kaybettirir. Yaşadığımız bir tane evimiz var Gaziemir’de. Burada yaşamaktan da mutluyuz. Bu insanların arasında olmaktan, bu pazara gitmekten, o terzide işinizi yaptırmaktan, o marketten alışveriş yapmaktan mutluyuz. Yani değişmem için de bir sebep yok.

“ÖZEL KALEMİN 2025 YILI AĞIRLAMA GİDERİ SADECE 73 BİN LİRAYDI”
Gelir-gider dengenizde bir gelişme oldu mu?
Yaşamım zora girdi. Ben bütün harcamamı kendi cebinden yapan bir insanım. Kendi belediyemizin kafesinden yaptığım her alışverişin fişi bendedir. 1 sene falan fişleri saklamadım, sonra aklıma kötü şeyler gelmeye başlayınca fişlerimi saklamaya başladım. Ne olur ne olmaz diye. Bir iftirayla karşılaşmayalım diye. Gaziemir şart değil, her yerde olabilir. Yani orada yiyip içtiğim, misafirlerim dahil herkesin ödemesini yapar, öyle kalkarım ben. Ama bir belediye başkanı olarak kimi yükümlülükleriniz var. Sokakta önünüze bir yoksul birisi geçebiliyor, ihtiyacı olan birisi geçebiliyor. Düğüne gidiyorsunuz, bir çocuğun karnesiyle denk geliyorsunuz. Bunların hepsini ben harcamak zorundayım cebimden. Cebimden harcıyorum. Yani mali müşavirken daha çok kazanıyordum.

Özel Kalem bütçeniz var ama… Kullanmıyor musunuz?
Asla… Benim 2025 yılındaki özel kalemde temsil ağırlama giderim 73 bin liraydı, yanlış hatırlamıyorsam. Arkadaşlarım şahittir. Biz bir yere yemek-içmek için gitmiyoruz. Biz gittiğimizde işimizi görmeye gidiyoruz. İki araba, üç araba gitmiyoruz, tek araba gidiyoruz. Sıkışıyoruz, arka koltukta bazen üç kişi oturuyoruz. Bazen yemeğe davet ediliyorum. Bir davet eden ödüyorsa bir de ben ödüyorum. Zaten yani usul de onu gerektiriyor. Belediye başkanısınız, ikramda bulunmak bizim hakkımız. Ama ben bunu kendi kazandığım maaşımdan, emekli paramdan kalırsa bir şey, onu da aileme, aile bireylerime tahsis etmiş durumdayım. Maaşımdan da ne kalırsa onunla idare ediyoruz.

Bu tavrınız nasıl karşılanıyor?
Bence bütün arkadaşlar bunu takdirle karşılıyor. Çevrem de bilir beni zaten. Hiçbir zaman çok paramız olmadı. Ne varsa da onu bölüştük. O an için ne varsa. Bölüşmeyi severim. 100 lira varsa 100 lirayı, 1000 lira varsa 1000 lirayı bölüşürüm. Benim haberim olmadan istediğiniz personelimizle, çalışma arkadaşımızla konuşabilirsiniz. Bu belediyede nasıl bir mali disiplin olduğunu, paranın nasıl harcandığını, nasıl tasarruflu alımların yapıldığını, nasıl en hesaplısını bulduğumuzu, buldurduğumuzu... Çünkü “Benim param değil, Gaziemir halkının parası” diyorsunuz.

“Bir paraya kavuşayım o zaman görürsünüz” mü diyorsunuz? Bu yakın mı? Tünelin ucunda bir ışık var mı? Öngörünüz nedir?
Bu sürdürülebilir bir şey değil. Ülke ekonomisini konuştuğumuzda şu anda rahat olan bir kurum olduğunu ben düşünmüyorum ülkede. Hane halkı rahat değil. Ödemelere baktığımızda, kapanan şirketlere baktığımızda, dünyanın ekonomisine baktığımızda zaten dünyada bir sorun var. Bizim ülkemizde de had safhada. Bunu hepimiz hissediyoruz. Devlet de kimi yerleri kısıyor, kesiyor. Vergilere bu kadar yüklenilmesinin sebebi bence devlet de memnun değildir bundan. Her şeyin fiyatının artması, ÖTV, KDV’nin her şeyden yüksek yüksek alınması… Keşke durumumuz iyi olsa. KDV yüzde 18 değil, yüzde 10’lara, 1’lere düşse, ÖTV alınmasa, temel gıda maddelerinden en azından kaldırılsa… Ben bu ülkeden umudumu hiçbir zaman kesmiyorum. Mutlaka bir yol bulunacak.

Gaziemir halkı tüm bunların bilincinde mi peki? Sizin bu kadar özverinizin, her kuruşun hesabını sorduğunuzun, bütçe imkânsızlıklarına rağmen yine de bir şeyler yapmak için mücadele verdiğinizin...
Açık yüreklilikle anlattığımızda bizi anlıyorlar. Özel bir kastı yoksa kimsenin. Vatandaş kimi zaman kızıyor, olumsuz eleştiri yapıyor… Oturuyoruz, durumu anlatıyorum. Bu koşullar içerisinde bundan daha iyisinin yapılamayacağını samimi olarak anlattığımda gerçekten vatandaş beni anlıyor, dinliyor. Çünkü kendi imkânlarımızla ancak bu yapılabiliyor. Kendi yağınızla ancak kavrulabiliyorsunuz.

“İşçinin maaşını içeride tutup asfalt yapardım ama bu ahlaksızlık olurdu”
“BENDEN SONRASI NE OLURSA OLSUN DEMEK AHLAKSIZLIKTIR”
Sizde öncelik, maaşlar ve acil hizmetler galiba değil mi? Çöp ve temizlik gibi…
Olmayan parayla iş yapmanın sonucu iflastır. Tefeciye düşmektir, özel sektöre göre konuşursak. Ya da iflastır. Çünkü yıllarca bu işin bütçesini, muhasebesini yapmış bir insan olarak önce kaynaklarınızı temin edeceksiniz, sonra işe, yatırıma girişeceksiniz. Borçlanabilirsiniz. Yani bu kadar tepkiye karşı, “Kardeşim çekin krediyi, yol mu yapılacak? Yapın. Bina mı? Yapın. Borçlanın. Gaziemir’in 50 yılını borçlandırın” gibi… Sınırsız borçlanma yetkiniz de yok. Belirli bir tutarı geçemiyorsunuz. Olsa bile doğru değil. Ödeyebileceğiniz kadar bir borcunuzun olması lazım. “Benden sonra tufan” demek yanlış olur. Yapılabilecek en büyük ahlaksızlık olur. Görevimiz nerede biter bilmiyorum ama, bittiği vakitte kime devredeceksek, bugün nasıl yönetiyorsak, devrederken de aynı koşullarda, aynı sonuçlarla devretmemiz gerekir.

Muhalif meclis üyeleri ile aranız nasıl?
Adı üzerinde: muhalefet. Mecbur bir şey söylenecek. “Başkan zorda, biz de bunu biliyoruz, sesimizi çıkarmayalım” demelerini beklemiyoruz. Her türlü siyasi eleştiriyi yapabilirler, özgürler. Ama olay iftira boyutuna gelince biz üzülüyoruz ve canımız sıkılıyor. İyi yaptığımız dünya kadar şey var. İki dönem meclis üyeliği yaptım. Her zaman şunu söyledim: Kurumsal kimliklerimize asla saldırmamak gerekiyor. Bize de “Genel siyasete giriyorsunuz” eleştirileri geliyor ama benim kalkıp AK Parti’nin ilçe başkanını eleştirmeye hakkım yok. Ben de hükümet politikasından etkileniyorum. Bu genel siyaset değil. Çünkü onun yokluğunu, onun eksikliğini biz Gaziemir’de birlikte yaşıyoruz. Çünkü onlar da burada yaşıyorlar. Aynı hizmetten onlar da faydalanıyorlar. Ben enflasyondan nasıl şikâyet etmeyeceğim? Biz bunları eleştiriyoruz. Yoksa şahıslarla, partilerin kurumsal kimlikleriyle aslında işimiz olmaz, olmamalı da.

Gaziemir’de yeni alanlar yaratma düşünceniz var mı?
Var olan alanlarda değişiklikler yapılarak, plan değişiklikleriyle yeni yerler yaratma çabası içerisindeyiz. Ama böyle sınırsız kaynağımız, sınırsız arazilerimiz yok.

Gelelim faaliyetlere… Neler yaptınız?
Her şey zorlaştığı gibi toplumun da kimi sosyal faaliyetlere, ihtiyaçlara ulaşması zorlaştı. İhtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına etüt desteğimiz var. Evde bakım hizmetlerimiz var. Yaşlılara, hastalara evlerinde hizmet veriyoruz. Kişisel temizliklerine varıncaya kadar kendimiz yapıyoruz. Sağlık hizmetlerimizle hastalarımızı, ihtiyacı olan insanlarımızı sağlık kuruluşlarına ulaştırıyoruz. Karşılayabildiğimiz ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Sosyal marketimizde her ay yaklaşık 400 ailenin ihtiyaçlarını gideriyoruz. Bağış yollarıyla alıyoruz bunları. Ata Evimizde kayıtlı üyelerimizle sosyal etkinlikler yapıyoruz. Kültür sanat faaliyetlerimiz belediye bütçesinden kendi emeğimizin dışında çok para harcamayarak, Gaziemir’deki iyi insanlarla, iyi kurumlarla anlaşarak etkinlikler yapıyoruz. Toplumun ulaşamadığı sanat etkinliklerine, kendi kursiyerlerimizle çok güzel tiyatrolarımız, korolarımız, Türk halk müziği, Türk sanat müziği konserlerimiz oluyor. Kendi kursiyerlerimizle o kadar güzel işler çıkıyor ki ben her sahneye çıktığımda o etkinliklerde söylüyorum: Bu bizim, kendimiz yapıyoruz. Eksiğimiz olabilir, kimi yerde sözü unutabiliriz. Türküyü, şarkıyı unutabiliriz ama biz unuttuk. Alkışla kapatıyoruz onu, bağrımıza basıyoruz. Bunlar da güzel toplum dayanışması. Vatandaşlarımız da çok memnun, biz de çok memnunuz.
Mesela üç kuruş para biriktirdiğimizde kerestemizi alıyoruz. Sokaklardaki, parklardaki bankları kendimiz yapıyoruz. Piknik masamızı kendimiz yapıyoruz. Tiyatro gösterilerimizde sahne dekorlarımızı kendimiz yapıyoruz, dışarıya para vermiyoruz.

Bunun zorluğunu yaşıyor musunuz? Gerçekten 2,5 yılda hep yok olan bir parayla mücadele etmek sizi karamsarlığa sevk etmiyor mu?
Asla karamsar olmuyorum. Çünkü biliyorum, bugün para yoksa bu para doğru yere harcanarak tüketildi. Ben kendi dönemimle ilgili konuşuyorum. Dün param vardı, bugün param yoksa dün bunu gerekli bir yere harcamışızdır belediye olarak. O yüzden bugün yine bulacağım o parayı, yarın yine bulacağım. Gelecek kaynaklarıma bakıyorum. Para kaynaklarımı iyi takip ediyorum. Zamanından önce gelen çok paramız olmuyor. Her şey ucu ucuna. Ama biz 2 yılda onu tespit ettik, öğrendik. Hangi hamleyi nerede yapacağımızı biliyoruz. Bakın, mali işlerden sorumlu başkan yardımcımız geliyor; maaşlar ödendi, bitti, “Başkanım önümüzdeki ay ne yapacağız?” diye soruyor. Daha maaş ödendiği gün bir ay sonrasını düşünüyorsunuz. Çalışmaya başlıyorsunuz; hangi ödemeleri yaparız, hangisini tutarız, neyi satın alabiliriz, nereye paramız artıyor? Dediğim gibi, emlak vergisinden paramız birikti. Binamızın çatısında sorun var, bunu gidermek zorundayız. Parklarımıza çok uzun zamandır kauçuk alınmamış, çocukların rahat oynayabilmesi için kauçuk ihalesini aldık.

“GENÇLER KONSER İSTİYOR AMA YAPAMIYORUZ”
Yollardaki sorunu biraz azaltabilmek için iyi bir asfalt ihalesine çıktık, onu sonuçlandırdık. Bu kaynak olduğunda nereye harcayacağımızın da göstergesi aslında bunlar. Gençler çok konser istiyorlar, bu paralarla büyük konserler yapamıyoruz. Büyükşehirden sanatçı almaya çalışıyoruz ya da oradan alamadığımızda Gaziemir’deki ahlaklı, iyi niyetli komşularımızla iş birliğine gidiyoruz. Böyle çalışıyoruz.

“56 işçinin tazminatı için kredi çektim, mahkemelik olmak istemedim”
“Keşke daha güzel bir belediyede, bol bütçeli bir belediye başkanı olsaydım, bu işin tadına varsaydım” diyor musunuz?
Beş yılın sonunda ne diyeceğimi bilmiyorum. Şu zamana kadar şundan eminim ve şunu göğsümü gererek söylüyorum: Bütün imkânsızlıklara rağmen ne gerekiyorsa yaptım. ne yaptım ettim, maaşları ödedim. Mesela bir çöp krizi yaşamadım. Maaş krizini hiç Gaziemir’e yaşatmadım. Şöyle düşünün: İşçi arkadaşların iki aylık maaşını içeride tutsanız, Gaziemir’de asfalt sorununu çözebilirsiniz. Ama bu doğru değil. O eve ekmek gitmediğinde kafanızı yastığa koyabilir misiniz bilmiyorum. Akıl ve vicdan burada devreye giriyor. Biz diyoruz ki, öncelikle emek, emeğin karşılığı. Komşularımızdan kızanlar olacak, gönüllerini mutlaka alacağız. Vatandaş ne isterse istesin, bazen bizden olmazlar da isteniyor ama vatandaş isteyebileceği bir kapı olarak bizi görüyorsa o haklıdır diyorum. İki aylık maaşı tutmak en kolayı. Kendini kurtarmak isteyen bir belediye başkanı olursanız bunu çok kolayca yapabilirsiniz. Kimse size bunun hesabını sorabilir mi, niye iki aydır maaş ödemiyorsunuz diye? Hesabı yine toplum soracak. Ama Allah korusun, kaynaklarda farklı bir şeyler olur, mecburen biz bu parayı ödeyemez duruma gelirsek, ki Türkiye’nin birçok iş yerinde, özelde, kamuda insanların başına geliyor bu iş, bunu çalışanlarınıza doğru anlattığınızda, çalışanlar sizi anlıyor. Ama başka bir taraftan, ben yiyip içip gezsem, bu paraları, belediyenin kaynaklarını boşa harcıyor olsam, bir taraftan da arkadaşlarımın parasını ödemiyor olsam, bunu kimseye izah edemezsiniz. Ama zorluklar içerisinde iki buçuk yılı krizsiz bir şekilde yönetmek biraz akıl oyunu gerektiriyor.

Bir yer sattınız mı, kredi çektiniz mi?
Satacak yerimiz yok. Kredi çektim. 2024 yılında biliyorsunuz bir toplu emekli furyası başladı. Ertesi yılda emekli maaşlarında yaşanacak düşüş sebebiyle 56 arkadaşımız emekli oldu aynı anda.

Yani yatırım için değil, yine personel için…
56 kişiyle mahkemelik olmayı hiç istemedim. 56 kişinin yarısı mahkemeye verse, 28 kişiyle mahkemeliksiniz ve bütün enerjiniz oraya gitti. Arkadaşların canı yanıyor. Ben 56 arkadaşımızı davet ettim, dedim ki: “Bana ocağın 20’sine, 25’ine kadar müsaade ederseniz ben sizin tazminatlarınızı ödeyeceğim.” 47 arkadaşım kabul etti, 9 arkadaş kabul etmedi. O 9 arkadaş maaşlarını aynı gün istediler ve bizi mahkemeye verdiler.

Hepsi bitti mi, ödediniz mi?
Bitti. Yani sonuçlanmayan kalmadı diye biliyorum. 47 arkadaşımın maaşını galiba 28 Ocak 2025’te tek kalemde ödedik, geçti hesaplarına. İller Bankası’ndan bir kredi kullandım orada. Onun dışında bir de ilk aylarda bir sıkışıklık yaşadık. Daha her şeye hâkim değildim, bir maaşta eksiklik vardı, 20 milyon da bir maaş için kullanmıştım. Onun dışında kredi kullanmadık.

“150 eksikle çalışıyoruz, yeni işçi alırsam bu maaşları ödeyemem”
Çalışan sayısı başladığınızdan bugüne ne durumda?
150 eksilme var: emekli olanlar, ayrılanlar… Sağlık köyümüzde çalışan 19 arkadaşımız taşerondu, onları da bünyemize aldık. Zaten paraları kendi içimizdeydi. Onun dışında da herhâlde ağırlığı temizlik işlerinde olmak üzere 15 kişi aldık. Bir de Porta 3, Sarnıç’taki şubeyi açınca oraya personel aldık. Onun dışında şu anda 150 eksikle çalışıyoruz. O 150 eksiği içerideki kendi arkadaşlarımız tamamlıyor şu anda.

Maaş dengesini ona göre mi sağlamış oluyorsunuz. Yani artı 150 maaş vermek yerine...
Ben şu anda 150 kişi işe alıp bu eksiği gidermeye kalkarsam bu maaşı ödeyebilme şansım yok.

Porta’larınız nasıl gidiyor? Gazemirliler çok seviyor. Yenileri var mı?
Zafer Mahallesi’ne bir tane planlıyoruz. Yakınlarda birkaç yer aklımızda var. Bunları planlamaya çalışıyoruz. Biraz daha butik, vatandaşların ucuz ve kaliteli hizmete ulaşması için çabalarımız var. Gayet iyi oralarda. Kendi ihtiyaçlarını kendileri görüyor. Zaten kâr amacı güden bir kurum değiliz. Hem kendi teknolojik ve fiziki yatırımlarını tamamlayabiliyor hem çalışanların maaşını ödüyor hem şu anda çok kaliteli bir çayı 15 liraya satabiliyoruz mesela.

Büyükşehir’le ilişkiniz nasıl? Bu kadar maddi sıkıntı içinde Cemil Başkan’la diyaloğunuz var mı?
Cemil Başkan hiçbir belediyeye ayrım yapmıyor, ben onu söyleyebilirim. Herkese nasıl davranıyorsa imkânlar ölçüsünde bize de öyle davranıyor. Mesela biz Sarnıç’ın altyapısının bozuk olduğunu kendisine aktardığımızda, içme suyu şebekesinin 50 yıl önce döşendiğini söylediğimde gerekli talimatı verdi. Geçen yıl hemen temel atıldı. Bir yol açmıştık yakın zamanda Sarnıç yolu üzerinde, ESBAŞ tarafının yolu üzerinde bir üst geçit yaptık. Sarnıç’ta çok büyük bir yatırım; 200 küsur milyon sırf İZSU’nun, onun yanında İZBETON’un... Bunu her ilçeye de yapıyor ihtiyaç gördüğünde.

Kalan son iki buçuk yıldan umutlu musunuz?
Ben umudumu hiçbir zaman kaybetmedim. Var olanla ne yaparım bilmiyorum, ne var olur onu da kestirmek çok güç. Belki çok daha kötü. Ben sadece şunu taahhüt edebilirim herkese: Var olanı en iyi şekilde yapıp en iyi şekilde değerlendireceğim.

Bunca imkânsızlık içerisinde, göreviniz beş yıl sonunda bittiğinde, “Gerçekten çok zor bir dönem yaşadım ama yine varım” der misiniz?
Koşullar kötü diye başka bir ilçede belediye başkanı olmak isteme hakkımız yok, mutlaka birisi yapacak bu işi. Bir zorluk varsa o zorluğu çeken ben de olabilirim, başka arkadaşım da olabilir. Ama bu işin sonunda varım diyebilmenin koşulları belli; toplumun sizi istemesi lazım, partinin sizi istemesi lazım, sizin de bu işi istiyor olmanız lazım, bu görevi yapmayı istiyor olmanız lazım. Bu üç koşul bir araya gelirse yapılabilir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu bir belediye başkanlığı çok daha keyifli olur. Bir beş yıl da iktidarın belediye başkanlığının bir keyfini sürmek nasip olur, güzel olur diye düşünüyorum. Ya da ülkenin ekonomisi düzelir, genel iktidar başkasında olur ama kaynaklarınızda yüzde 42 değil, yüzde 12 kesinti yapılır. Yüzde 12 kesintiyle siz hizmetinizi yapıyorsunuz, asfaltınızı alıyorsunuz, tadından yenmez. Ama mevcut koşullarda sonrasında yine toplum, partimiz bize bu görevi tevdi ederse “Çok zor, ben para bulamıyorum” deyip kaçmak da olmaz. Zaten o toplum sizi seçecekse sizi anlamıştır, o parasızlığın ne demek olduğunu biliyordur. Size oy verecekse, sizin de oraya çıkma cesaretiniz varsa zaten birlikte o yokluğu paylaşacağının işaretini verir.

“BOĞAZIMDAN Haram LOKMA geçmiyor, kimseden korkum yok”
Şu an üç belediye başkanı cezaevinde, biri de ev hapsinde. Siz de bir ilçe belediye başkanısınız. Korkuyor musunuz?
Hiç korkmuyorum. Diyorum ki, ben de gözaltına alınırsam, hapse girersem hepimiz içeride olacağız demektir. Ben kendimden öyle eminim. Ekonomik, başka menfaat temini gibi bir suçlamayla karşılaşmayacağım konusunda asla bir tereddüdüm yok. Çünkü ben hep şunu söylüyorum: Eksiğiniz olabilir, yanlışınız olabilir ama bilerek, isteyerek boğazınızdan haram bir şey geçmiyorsa rahat olabilirsiniz. Bir partinin üyeleri sizi seçmiş, size güvenmişler, kalkıp bu saatten sonra bir yanlışın içerisinde olmak, olacak iş değildir. Bilmeyerek kimi işler başınıza gelebilir, bunu iddia etmiyorum, her şeye sahip olamazsınız. Burada 140 bin insan yaşıyor, bine yakın, 800 çalışanımız var… Tek başınıza yaptığınız hiçbir şey yok burada. Bu belediyede tek başıma yapabileceğim hiçbir iş yok benim. Yani ne yapacaksanız başkan yardımcınızla, müdürünüzle, memurunuzla, çalışanınızla birlikte yapmak zorundasınız, onların imzalarıyla. Onların yaptığı işi de kontrol ederseniz, gerekli doğru yerlere danışırsanız zaten problem yoktur.

“İÇİM ÇOK RAHAT!”
Ne ekibimden ne kendimden bir korkum var, içim çok rahat. Çünkü yanlış yapmadım. Tabii şimdi kimi kötü örneklere denk geliyoruz; sizin yanlış yapmanız gerekmiyor, “Yanlış yapmadığını ispatla” derlerse zor iş.

Son olarak, Gaziemirlilere ne söylemek istersiniz?
Hizmet etmeye çalışmaktan yorulmuyorum. İnsanı yoran kötü niyetler, iftiralar; bunlarla yoruluyorsunuz. Ama ben Gaziemir halkının, bana oy vermiş insanların başını öne eğdirmeyeceğim. Oy vermeyen vatandaşlarımıza da şunu söylüyorum: Benden emin olabilirler. Asla bilerek bir yanlışımız olmaz bizim. Bilmeyerek bir hatamız olursa da onun telafisini her zaman yapmaya hazırım ben, yaparım da. Çok sevdiğim bir ilçe, keyifle hizmet ediyorum. Her sokağına girdiğimde bazen işte şurası niye böyle kalmış, burayı niye yapamamışız dediğim işler oluyor, çok oluyor maalesef de. Ama mutlaka onu düzeltmek için çaba içerisindeyim. Bugün düzeltemezsem de yarın düzelteceğim.




