SES Gazete Genel Yayın Yönetmeni Özgür Coşkun’un hazırlayıp sunduğu PUSULA programının konuğu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Konak eski İlçe Başkanı Sinan Karamustafaoğlu oldu. Programda CHP’nin gündemindeki gelişmeler, parti içi süreçler ve kamuoyunda tartışılmaya devam eden mutlak butlan konusu ele alarak, “Gelin biz şimdi yeniden kongre delegelerini seçelim. Mahalle delegelerini seçelim. İlçe kongrelerini yapalım, il kongrelerini yapalım, kurultaya gidelim” dedi.
Öncelikle gelinen süreci, Çift başlılık, bölünme, ülkenin geldiği ortam, Cumhuriyet Halk Partisi'nin geldiği kaos ortamı, insanların birbirlerine girmeleri nasıl yorumlarsınız?
Şimdi aslında biraz geriye giderek bakmak gerekiyor. Yani bu durduk yerde son altı ayda oluşan bir şey değil. Bu 1 Mart teskeresinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde oynanmaya başlayan bir hareket. Aslında o Perle denilen Amerikan vatandaşının Amerikan istihbaratına gönderdiği Türkiye bize nasıl faydalı olurdan bakarak konuşmak gerekiyor. 2008'de başlayan Cumhuriyet Halk Partisi'ne dönük bir tüketme kampanyası var. 2010'dan sonra da Deniz Baykal’ın çökertilmesinden, imha edilmesinden sonra, Kemal Bey'in genel başkan seçilmesinden sonra kadrolar birdenbire yenileşti. Cumhuriyet Halk Partisi'nin imhası konuşulmaya başlandı. Kemal Bey'in zamanında da aynı şeyler sürüldü. Bu süreç 2008'den bu yana devam ediyor. Emperyal hareket Türkiye'nin Orta Doğu'da, Ön Asya’daki tavrından, duruşundan, Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerinden arınarak, daha bir Orta Doğulu, daha bir ılımlı bir devlet haline dönüştürülmesi kampanyası sürdürülürken. Emperyal dediğimiz şey bir insan değil, yani bir kişi yönetmiyor. Ahtapotun 10 kolu varsa, emperyalist sistemin 100 kolu var.
Değişik kurumlarla yönetiliyor. Onlar değişik insanları değişik yerlere, arzulamadıkları, istemedikleri yerlere enjekte ediyorlar. Onlar da orada görevlerini yerine getiriyor. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde böyle bir kampanya yaklaşık 15 senedir sürüyor. Son kurultayla beraber geldiğimiz süreçte birtakım olumsuzluklar var elbette. Ben 5 dönem kurultay delegeliği yaptım.

“BU BİR CUMHURİYET HALK PARTİSİ'NİN İMHA HAREKETİDİR”
Hiç kimse bana gel sana para verelim bizi destekle, gel sen bizi destekle, seni milletvekili yapalım, belediye başkanı yapalım demedi. Muhtemelen birtakım olumsuzluklar olmuş. Ama bu süreç sadece Kemal Kılıçdaroğlu-Özgür Özel çatışması değil. Bu bir Cumhuriyet Halk Partisi'nin imha hareketidir. Bu imha hareketini bizim yakalamış olmamız gerekiyor. Yani partiyi birdenbire tribünlere böldüler. Fenerbahçe, Galatasaray, maçı gibi oldu. Tribünlere böldüler, bağırıyoruz. Ya böyle olmaz bu. Siyaset yapan insanlar duygularıyla hareket etmez. Akıllarıyla hareket ederler. Aklın olduğu yerde problemin çözülmesi çok daha kolaydır. Duygusal davrandığınız zaman karşı tarafta duygusal davranmaya başlıyor.
Ben şunu kabul edemiyorum, etmem de zaten. Gerçek anlamda Cumhuriyet Halk Partili olmuş, Cumhuriyet Halk Parti'nin ilkelerini benimsemiş, Kemalist hareketinin bu cumhuriyeti kuruşunu kabullenmiş, sosyal demokrat olan, Rozet CHP'lisi olmayan, gerçek anlamda CHP'lilerin hiçbirisinin kabul etmediğini düşünüyorum.
Hain Kemal'in sözcüğünü kabul etmiyorum. FETÖ'cü Özgür Özel sözcüğünü de kabul etmiyorum. Bunlar her ikisi de bizim değerlerimiz. Şimdi buradan çıkarak, bu dan hareketini her iki tarafa da söylüyorum. Bunu daha başlarken problemi çözmemiz gerekiyor.
Nasıl çözülmeliydi Karamustafaoğlu?
Şimdi şöyle, biliyorsunuz ben şunu hemen baştan söyleyeyim ki izleyenlerimiz beni bir yere yapıştırmasın. Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Cumhuriyet Halk Partili oluşumun temel nedenleri nelerdir? Anti-emperyalizm olması bu partinin, laik demokratik cumhuriyeti savunması, halkçı ve devrimci bir hareket olması, Mustafa Kemal'in ortaya koyduğu Kemalist hareketin devamı ve oradan sonra da sosyal demokrat bir ilkeyi, bir hareketi benimsemiş olması beni Cumhuriyet Halk Partili yapıyor. Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Şunun veya bunun tarafında değilim. Konuşmalarımdan şunun veya bunun tarafı çıkıyor olabilir. Ama bu hareket başladığında hatırlarsanız Sayın Cumhurbaşkanı 5 kez benim hatırladığım kadarıyla 38. kurultayda, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. kurultayında şu kadar olumsuzluk var, rüşvet var falan dedi. Çok sık gündeme getirdi. Onun arkasından seçimi kaybetmiş olan eski genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nu bir televizyon kanalında çıktı dedi ki, ya bu böyle bir şeyin olmadığını itiraz edin. Yok sayın, yani buna itiraz edin dedi. İtiraz etmiyorsanız, burada kabulleniyorsanız burada bir şey vardır dedi. İşte orada Özgür Özel ve arkadaşları, o günkü yönetim, o günkü genel başkan, çıkıp ‘böyle bir şey yoktur’ dedi.
Çünkü Özgür Özel son 13 yılın genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakınıdır. Bir de evlat-baba ilişkisi var. Mesela Özgür Bey şöyle bir laf etmiştir, hatırlıyorum. ‘Kemal Kılıçdaroğlu'nu kim eleştiriyorsa, araştırın, dibinden FETÖ'cü çıkar.’
Yani şimdi böyle bir insan gidip ona daha başında, daha başında, ‘biz ne yapabiliriz, bunun için ne yapmalıyız’ diye danışması gerekiyor. Sanıyorum Kemal Bey de buna hayır demezdi. Çünkü ilişkileri çok mükemmel, o sıralarda görüşüyorlardı. Hadi çıktı, bu hadise geldi. Bu ülke, bugünkü anayasayla, bugünkü yasalarla yönetiliyor. Bu adli makamlar, yasalar, kesin hükümsüzlük kararını vermiş. Böyle bir karar verebiliyor olmaması gerekiyor. Seçim kurulları onaylamışsa buradan geri dönülemiyor olması gerekiyor. Şimdi bunların tümünü geçtik. Böyle bir şey var, bir yargı kararı var ki yargı kararını geri döndüremiyorsun. Şimdi bu çıktığı zaman benim gönlümden şu geçti. Özgür Bey kalksın gitsin eski genel başkanına, baba dediği insana gitsin desin ki, Sayın Genel Başkanım biz bu yasaların doğru olduğunu kabul etmiyoruz. Bu uygulamaların yanlış olduğunu kabul ediyoruz.
Siz bizim önderimizsiniz. Siz bizim önemli kişimizsiniz. Gelin biz şimdi yeniden kongre delegelerini seçelim. Mahalle delegelerini seçelim. İlçe kongrelerini yapalım, il kongrelerini yapalım, kurultaya gidelim.
Kurultayda kim aday olursa, kim kazanırsa tertemiz bir kurultayla yeniden başlayalım ve bu partiyi iktidara taşıyalım dese, bu süreci orada tıkardı. Bu aşamaya gelinmezdi. Arkasından her iki tarafta hata yapmaya başlıyor. Yani polisle girilmesini ben de kabul etmem. Yani böyle bir şey olmaz. Beklersiniz, üç gün sonra girersiniz. Acelesi mi var? İletişim hataları var. Şimdi bunu ne Özgür Bey diyor ki böyle davranın ne de Kemal Bey diyor ki böyle davranın. Oradaki kadrolar ne yazık ki yönlendiriyorlar. Yanlış yönlendiriyorlar. Burada bir akla ihtiyaç var. Şimdi Kemal Bey'i izliyorum. Kemal Bey konuşmuyor.
Bugünü konuşalım. Ben grup toplantısı yapacağım dedi. Orada meclisin geçen grup toplantısında gruba gelmiş olan insanlar Büyük Millet Meclisi'nin salonlarında, CHP'nin toplantı salonunda hain Kemal diye slogan atıyor. Kabul etmem. Etmem.
Dışarıdaki bugünkünü kabul etmem. Böyle şey olmaz. Şimdi orada genel başkan gelmiş. Çıksın konuşsun. Siz de çıkın arkasından siz de konuşun.

Bu bir inatlaşma değil mi?
Şimdi Kemal Bey konuşmuyor. Suskun. Özgür Bey sürekli konuşuyor. Konuşurken de tansiyon sürekli yüksek. Yani cümleleri daha farklı kuruyor olabilir. Daha yumuşak kuruyor. Özgür Bey'in etrafındakiler şunu düşünmeli. Partili olan herkes bunu şöyle düşünür. Ben orada olsam, Özgür Bey'in yanında olsam derim ki Arkadaş, Sayın Genel Başkanım. Biz kavgayı körükleyen taraf olmayalım. Biz nasıl bu ateşi söndürürüz. Onun hesabını yapalım. Eğer bütün üyelerin yeniden mahalle delegeleri seçimi, ilçe kongreleri, il kongreleri kurultay olursa, hiçbir güç Özgür Bey'in genel başkanlığını engelleyemez. Çünkü iki senede o kendine orada bir yer yaptı. Yani genel başkanlıktan liderliğe gidiyor. Şimdi geriye dönmesine gerek yok. Geri dönmemeli. Geriye dönerek kavgayı büyütmesinin gereği yok. Eğer onu büyütürse o liderlik gevşer, geri düşer. Eğer bunu sağlayabilse şu kesin hükümsüzlük hareketi ben o eski Türkçeyi kullanmak istemiyorum. O, Cumhuriyet Halk Partisi'ne en az 5 puan kazandı. Yani %37 ise bugün %42 olur. İnanıyorum bir bütünlük sağlanırsa %40'ların üstünde Cumhuriyet Halk Partisi seçim kazanır. O zaman kurultay olursa Özgür Bey'in önünü kolay kolay kimse kesemez. Yani öyle birisi görünmüyor şu anda. Özgür Bey belki de çoğulcu demokrasiye geçtiğimiz 1946'dan sonraki parlamenter sisteme geçtiğimiz dönemden bu yana Cumhuriyet Halk Partisi'nin en yüksek oyunu %42,8 olması lazım. Bülent Ecevit almıştı. Herhalde Özgür Bey bu sefer 45'lerin üstünde oy alarak en çok oy almış insan olur. Şimdi bunu bu aklı düşünmeyen kadrolar Özgür Bey'i sürekli konuşturuyorlar. Mikrofon tutulunca Özgür Bey konuşuyor. Ya bir de siz konuşun, bir şey söyleyin. Onlar söylemiyor.
Bunun bayramda yapılması şart mıydı?
Şimdi şurada gitmişsiniz bir de. Akıl o kadar önemli ki. Gidiyorsanız orada bir yığın var. Tabii orada içeride insanlar toplanmış. Bin kişi, iki bin kişi, kaç kişiyse bilmiyorum. Orada toplanmışlar. Şimdi oraya gidip orayı tahrik etmenin bir anlamı yok. Dön geri. Genel Başkan'a de ki ben milletvekili olsaydım giderdim derdim ki genel başkanım, sayın genel başkanım orada bir şey var. Biz oraya adım attığımız zaman kavga çıkacak. Biz geri çekilelim. Bekleyelim. Nasıl olsa arkadaşlarımız bir iki gün içinde çıkacaklar. Çıkmamaları mümkün değil. Çıkacaklar yani. İletişim hatası var.

BABANIZIN MALI MI CUMHURİYET HALK PARTİSİ?
Yoksa bunu birileri böyle mi istiyor?
Söylemek istediğim o işte. 2008'den bu yana sürdürülen, sayın Baykal'a yapılan operasyon. O operasyonun devamı devam ediyor. Nereye getiriyorum işi bu kadar konuşmadan sonra? Cumhuriyet Halk Partisi'nin imha edilmesi gerekiyor. Niye edilmesi gerekiyor? Çünkü Kemalist rejimin, hani o çok herkesin Kemalist rejim, Kemalist rejim deyip aşağıladığı anti-emperyalist layık hukuk devleti halkçı devrimci bir çizgiden Cumhuriyet Halk Partisi'ni alıp dağıtarak, işlevini tamamlayarak ortadan kaldırılmasına dönük bir harekettir. Bu ne Kemal Bey için ne de Özgür Bey için yapılmış bir hareket değil. Bu Cumhuriyet Halk Partisi'ni imha etme hareketidir. Bu harekete karşı herkes aklını başına toplamalı. Yarın itibariyle, bu akşam itibariyle oturup konuşabilmeliler. Ya siz neyi paylaşacaksınız? Babanızın malı mı Cumhuriyet Halk Partisi? Sizin malınız mı bu? Çekilin ya, bir adım geri durun. Bir de bakın örgüt ne diyor. Benim yaşımdaki örgütün hepsi böyle düşünüyor. Biz bu partinin kurumsal kimliğinin sahibiyiz. Ben ne Özgür Bey'in yanında koşarım ne de Kemal Bey'in yanında koşarım. Ama genel başkan olduğu zaman ikisinin yanında da koşarım. İkisini de başımın üstünde taşırım. Yapalım bir kurultay, kim çıkıyorsa başımın üstünde taşıyacağım. Hiçbir talebim de yok. Belediye başkanı olmak istemiyorum. Milletvekili olmak istemiyorum. Hiçbir talebim yok. Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olmasını istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin, layık demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin devam etmesini istiyorum. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi olmazsa, yani o söylendiği gibi hani gizliden gizliye konuşuluyor ya, işte Kürtlerin bir partisi olsun, İslamcıların bir partisi olsun, Alevilerin bir partisi olsun, bir de milliyetçilerin bir partisi olsun. Bir çorba yapalım, çoban salatası yapalım, maydanoz da olsun, soğan da olsun, hepsi olsun, içinden yiyelim. Ondan sonra emperyalizm gelsin, bizi de yesin. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu nasıl düşünmezsiniz? Nasıl duygularınızla hareket edersiniz? Nasıl birbirinize o sözleri söylersiniz? Ya biz karşımızdakine bunları söylemekten icap ediyoruz. Yani böyle şey olabilir mi? Bunu kabul edebilir miyim?
Yani bana zaman zaman diyorlar ki işte sen Kemal Bey'e daha yakın davranıyorsun. Ya gülüyorum buna. 2014'te yerel seçimlerden sonra iki kişi görevden alındı. Ben, ilçe başkanıydım. Birisi benim.
Kemal Bey'in genel başkanlığı döneminde alındım. Kemal Bey'in kendisi almadı beni. O kadro, yanındaki kadro aldı. Yani kimlerin aldırdığını biliyorum. Kemal Bey'e gittiğini anlattılarsa o da tamam yani alın görevden demiştir. Şimdi, doğruyu Kemal Bey yapıyorsa ondan yana. Özgür Bey yapıyorsa ondan yanayım. Ben bu süreçte kesin hükümsüzlük çıkmadan önce üç dört kez daha beni çağırdılar konuşmaya. Bizim bir WhatsApp grubumuz var. Orada da söyledim. Özgür Bey çok büyük üstü bir çalışma gösteriyor. Takdir ediyorum. Ama onun dışında bu mücadeleyi veren kimse yok. İller yok. Onun hızına ulaşabilen bir tane il başkanı yok. Bir tane ilçe başkanı yok. Bir boşluk var. Adam canhıraş bir mücadele veriyor. Takdir ediyorum. Kemal Bey'i şunun için takdir etmiştim. Ankara'dan öteye, geçemiyorsunuz diyorlardı. Hakkari’ye kadar, Kars'a kadar gitti.
Mesela eleştiriyorlar altınlı masa. Evet yanlışları var. Türk sağının hukuk devleti değil de kanun devletinden yanı olduğunu, hukukla kanunu ayıramayacak kadar bir çerçevede düşündüğünü düşünüyorum ama o geniş cephe hareketi doğru bir hareketti. Ya içinde yanlışlarını barındırıyor olabilir. Mesela o dönemi eleştiriliyor. 13 yıllık Kemal Kılıçdaroğlu dönemi eleştiriliyor. Ya 13 senelik Kılıçdaroğlu dönemini sağıyla, soluyla, ilerisiyle, gerisiyle 3 senedir tartışıyoruz.
Her şeyi konuştuk. Herkes eteğindeki taşları döktü. Bunu daha artık konuşmanın gereği yok. Onu konuştuğunuz zaman bugünkü parti yönetiminin tamamına yakını Kemal Bey'in etrafındaydı. Kemal Bey'in bir hatası varsa bugünkü yönetimin büyük çoğunun o hatada payı var. Elleri kirlenmişse, hepsinin eli kirlenmiş. Yıkayarak olmuyor bu iş. Böyle bir şey olmaz. Yani beni suçlarken, ben sizi suçlarken sizinle yaptığım yanlışları yok sayamam. Böyle düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bugünden tezi yok. Her iki tarafın bir araya gelerek bu ayrışmayı, bu ayrı duymayı, bu bölünmeyi ortadan kaldırmaları gerekiyor.

HER İKİ TARAF DA ARINMALI
Bunu kim sağlayacak? Yada bunu sağlayacak bir otorite var mı şu anda?
Şu anda yok. Eğer örgütleri, il başkanlarını, ilçe başkanlarını akşamın karanlığında seçmezseniz, örgüt seçerse, delege seçimini örgütler yaparsa, ilçe kongrelerini örgütler yaparsa, yani oralara müdahale etmezseniz, belediye başkanlarını örgütler seçerse, milletvekillerini örgütler seçerse, il başkanını da örgütün teamüllerine göre seçerse, çünkü Sosyal Demokrat Partiler de farklı görüşler kabul görür. Kabul edilir ve oradan da sağ-sol kanatlar oluşur. Sosyal Demokrat Partilerin kanatları yoksa uçamaz, gelişemez. Sağ partiler gibi değildir. O farklı bir şeydir. Orada lider partisidir. Burada ilkeler çerçevesinde, sol kadrolar suyu savunur, öbürü kolayı savunur. Koladan içen onu içer, sudan içen, çay içen onu, kahve içen onu içer. Ona göre de örgütlenir, ona göre seçilir. İşte öyle seçilmiş olsa il başkanları, belediye başkanları, milletvekilleri, ‘bir daha beni kim seçer?’ Beni seçer mi diye düşünmez. Gider il başkanları, 81 il başkanı, hiç değilse 60'ı gider her iki tarafa da der ki, aynı mesafede durur. İkisine de iki metre mesafede durur. Eski genel başkana gider der ki, efendim siz bir devlet adamısınız. Siz bize 13 sene genel başkanlık yaptın, biz size hizmet ettik. Lütfen şunlardan arının. İşte arınma aslında buradan başlıyor. Her iki taraf da arınmalı. Her iki tarafta arınmalı.

81 il başkanı bir araya gelseydi, bence bir ara bulunurdu. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ne oluyor? Şimdi bunlar gidiyor. ‘Bizi Özgür Bey seçti. Bu cephede duralım.’ Yada, ‘Bizi Kemal Bey seçti. Bu cephede duralım’ diyorlar. Demek ki sizin aklınız yok. Sizin ideolojiniz yok. Sizin Cumhuriyet Halk Partisi için bir düşünceniz yok. Yani siz Cumhuriyet Halk Partisi'ni nerede konumlandırıyorsunuz? Yani ben şimdi o Özgür Bey’in söylediklerinden yola çıkarak onu suçlamak gibi bir niyetim yok. Kemal Bey’i söylediklerinden dolayı suçlamak gibi bir niyetim yok. Böyle bir şeyin içinde olmam. Beni oraya kimse çekemez. Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Bunlar bizim değerlerimizdir. Biz de genel başkanlık yaptılar, yapıyorlar. Bugün var olanlar yarın olmayacak. Çünkü dünküler bugün yoklar. Herkes bir gün eski olacak. O nedenle bir iz bırakmanız gerekiyor. Böyle bir sıkıntı oldu. Cumhuriyet Halk Partisi'ni şöyle yapıyorlardı. Bu insanlar bir araya geldi, fedakârlık ettiler. Aldılar, getirdiler, iktidar yaptılar demesi lazım. Ben böyle istiyorum. Mutlak butlanı da bu geniş çerçeveleri değerlendirmemiz lazım.
Özgür Bey bugün 26 Temmuz'da işaret etti. ‘Olacaksa son tahliye 26 Temmuz'da’ dedi. Neden 26 Temmuz?
Şimdi orada bir hukuksal terminoloji kullanılıyor. Ben hukukçu değilim. O konuda yorum yaparsam olmaz. 26 Temmuz'da hangi delegeyle yapacaksınız? Onların 190 herhalde. İstanbul 190 delegesi var. Onlar dışarıda tutuluyor. 200 söylerseniz 1000'e düşüyor. Ölenler, ayrılanlar, istifa edenler var. Tutuklananlar var. 900'e, 1000'e, 800 kişiye düşüyor. Ve o delegasyon, o delegasyonun tümünü tenzih ederek söylüyorum. Ama suçlanmış. Yani o delegasyon kirletilmiş. Kim tarafından? Bizim tarafımızdan değil. Yani şaibe bulaşmış diyorsunuz. Şaibeler var. Yani şaibe başka bir şey. İşin gerçeği başka bir şeydir. Şimdi böyle olunca bu delegasyon değil. Doğrusu az önce söylediğimdir.
Tertemiz bir kurultay. Bu delegelerle yaparsanız ya ne olacak? Dışarıda söyleneni söylüyorum. Ya zaten bunlar satın alınmıştı. Mesela çok yüksek sesle bağıranlar var. Deniz Mustafa Sarıgül ile bir genel başkanlık yarışı var. Deniz Bey çıktı kürsüye dedi ki ‘Bu partiyi parayla satın alamazsınız.’ Nokta. Şimdi aynı şey bugün söyleniyor. Şimdi böyle bir suçlamayı hak etmeyen delegasyon ki büyük çoğunluğu tanıdıklarım var içinde. Bunların hiçbirisini o şaibeyle suçlamamız mümkün değil. Ama böyle bir şaibe dolaşıyor. Ama o 26'yı şuna dayandırıyorlar. 6 senedir kurultay yapmamış oluyor. Aslında 3 sene doldu. Bir önceki 20 kurultayında yapıldı 3 sene doldu. Ondan sonraki benim mantığıma göre 3 sene veya 4 sene oluyor kurultay. Şimdi bu kesin hükümsüzlük nedeniyle kurultay yargı tarafından iptal edildiği için bu sürecin, süreç olarak da iptal olması gerekiyor. Yani çünkü siz bize yol verdiğinizde biz kurultayımızı yapmadık mı? Hani rahmetli Süleyman Demirel ‘Benzin bıraktığınızda biz içtik mi?’ demişti. Siz zaman verdiğinizde bize biz kurultay yapmayacak mıydık? Yapacaktık. Yani doğrusu bu. 1 Temmuz itibariyle başlayacak 15 gün içerisinde bütün mahalle delegelerinin seçimi yapılabilir. Bu mümkün. Ağustos ayında ilçe kongrelerinin tümü bitirilebilir. Hızlı bir süreç. Arkasında Eylül ayında il kongrelerinin tümü bitirilir. Ekim ayında işte gelir kongremizi yaparsın. Temmuz Ağustos Eylül. 3 ay. 3 aylık bir süre. Tertemiz bir kurultay. Kimsenin üzerinde konuşamayacağı bir kurultay. Yani o süreci, üç büyük şehri dersiniz ki üç hafta varsa, siz bu hafta, siz bu hafta, siz bu hafta, yani büyük şehirlere için diyorum. Aynı anda 20 il birden yapar kongresini. O kadar milletvekili var. Giderler, oraları denetlerler. Bu mümkün. Çok sıkışırsanız 2 ay da bilememek mümkün. Ama 3 ay, 4 aylık bir süre. 38. kurultay, 1 Temmuz'da başladı mahalle delege seçimleri. Kasım'da gittik, kurultay yaptık. Ne oluyor? Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, 4 ay. 4 ay da yaptık. Demek ki yapılabiliyormuş. Yani bunu yaparsak, Kemal Bey buradan onursal genel başkan olarak ayrılır. Özgür Özel de genel başkan ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin lideri olarak ayrılır. Ondan sonra da parti %45 oy alır ve tek başına iktidar olur.
Bunu yaparsak bunların hepsi olur. Ama yapmasak ne olur? Ayrılalım. E ayrılın. Ayrılıkları gördük.
Yeni parti gündemde bu konuda ne düşünüyorsunuz?
O mümkün değil. Cumhuriyet Halk Partisi'nin taşa vursanız %7-8'den 10-12-15'lere kadar oy alır. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi'nin adından dolayı bağlı olan insanlar var. Ben Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy veririm. Kim olursa olsun ben Cumhuriyet Halk Partiliyim diyorlar. Ama diğer arkadaşlarımızın gittiği parti söylendiği gibi oy almaz.
Hatırlayalım. 2000 yılında Bülent Ecevit hastadır artık yapamaz diye, SHP'de de genel başkanlığını desteklediğim İsmail Cem'in, Dervişoğlu’yla parti kurma durumu vardı. O zaman da basın şişiriyordu. ‘%40 oy alıyor İsmail Cem'in partisi. %45 oy alıyor.’ %2 oy aldı.
Özgür Beylerin hareketi %2'ye düşmez. Ama iktidar da olmaz. İktidarın işine yarar. O nedenle önerim şudur. Sayın Genel Başkanım, beraber görev yaptığımız Kemal Kılıçdaroğlu, onursal genel başkan olarak yerini alır. Sonradan izlediğimiz ama genel başkanlığına itiraz etmediğimiz Özgür Özel de hem lider olur hem genel başkan olur hem de hükümet başkanı olur.

ÖZGÜR BEY BİR ÖZGÜRLEŞSİN
Şu an Türkiye'nin böyle bir şeye, yeni bir lidere ihtiyacı yok mu?
Var. Şimdi hadise, Özgür Bey arkadaşlarını korumaya çalışıyor. Halbuki o arkadaşları, ya üç dönem, dört dönemdir milletvekili. Ayrılın, uzaklaşın yanında. Uzaklaşın.
Bir şey anlatmak istiyorum. Murat Karayalçın’ın genel başkanı adayı olmasını istememiştim. 1999'dan sonra aday olmasını istemiştim. Arkadaşlarıma dedim ki, ya bu genel başkan, bırakın ki etrafına diğerleri girsin. Bizi zaten tanıyor adam. Etrafını bırakın. Aynı şeyi, Deniz Bey'e de söyledim. Efendim, sizi seven çok var. Yakın arkadaşlarınızı, uzakta durun, akşama evde oturduğunuzda sohbetinizi edin. Sizi sevenler de size bir dokunsun. Şimdi, etrafındakiler, ya bir çekilin etrafından. Özel sohbetlerinizi yapın. Ama uzaklaşın etrafından. Özgür Bey bir özgürleşsin. Özgürleşsin ki lider olsun.
Biraz dönelim örgütlere. Gerçekten herkesin kafasında bin tilki, bin soru. Ne olacak örgütlerin hali?
Şimdi, hadise şu. Örgütler doğal olarak panik halinde. Yani deniyor ki, Kemal Bey bütün örgütleri görevden alacak. Ben bütün örgütleri görevden alacağını sanmıyorum. Niye alsın? Ama örgüt disiplini, parti disiplinin dışına çıkmış olanları ayıklamak lazım. Onları almak gerekiyor. Örgütler bu birlikteliği teşvik etmeli. Hep beraber. ‘Hemen kurultay yoksa ayrılıyoruz’ diyorlar. Hemen kurultay da olmuyor öyle. Hemen kurultayda eleştiriliyor. İşte falanca milletvekili teyzesini, halasını bilmem kimi yazmış. Öbürü bilmem kimi yazmış. Örgüt nerede? Örgüt yok. Örgüt de emek vermiş, vefa göstermemiz gereken hiç kimse yok. Örgüt yenilenmeli. Yenilenen örgüt eskiler gibi de davranıyorsa eskimiştir. Daha başladığı gün eskidir. Yenileşmek başka bir şey. Yeni şeyler söylemek, yeni argümanlar geliştirmek, yeni tezler ile sürmesi gerekiyor. Ama örgütlerde böyle bir çaba yok. Hepsi ‘Özgür Bey kazanırsa bizi bir yere getirir mi?’ Veya ‘Kemal Bey kazanırsa bizi bir yere getirir mi?’
Biz ne zamanki parti siyasetini yani sosyal-demokrat açıdan örgütlenmesini terk ederek isimler peşinden hareket etmeye başladık. Bu sorun başladı. Şimdi o devam ederken de insanlar hala yetişenler, sonradan gelenler de isme takılarak gidiyor. Bir düşünce üretme şekli yok. Yani toplumun ekonomik sıkıntıları var. İstihdam diyorsunuz istihdam hep devlet tarafından yapılmaz ki.
İstihdam yaratacak sanayi kesimi kan ağlıyor. Bağırıyor. Sanayi odaları bağırıyor. Bütün bu sıkıntılarla ilgili ne söylüyorsunuz? Bunları bir çalışın. Bu dersinizi bir çalışın. Anayasayla ilgili ne söylüyorsunuz? Onlar bir çalışın. Çiftçiyle ilgili, işçiyle ilgili, emekliyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Emekliye biz %100 zam vereceğiz. Yeterli değil. Öyle bir uygulama yapacaksınız ki o sürekli hale gelsin. Nedir o? Onu konuşmak lazım. Yani örgütler bunun üzerinden hareket ederse ve düşünce üzerinden hareket ederse örgütler dinamizm kazanırlar.
Kulislerde İzmir'de il yönetimi değişimi konusunda Kemal Bey'in ekibinin bir arayışa girdiği duyuldu. Birçok isim konuşuldu. Ama en son sizin isminiz gündeme geldi. Ve size resmi teklifin yapıldığını duydum. Bu aşamadan sonrasını sizden dinlemek isterim.
Şimdi şöyle yani bana sen il başkanı yapıyoruz falan demediler. ‘İl başkanlığı konusunda sizi değerlendirmek istiyoruz. Nedir düşünceniz?’ Dendi. Ben de kendilerine şunu söyledim. Bu benim için bir onurdur. Ben daha önce il başkanlığına aday olmuş bir insanım. Benim için bir onurdur. Ama benim bir mazeretim var. Mazeretim şudur. Eşim bir ağır ameliyat geçirdi. Şimdi bir tedavi görüyor. Bir tedavi görüyor. Çocuklarım elbette ki anneleriyle ilgileniyorlar falan ama çalışıyorlar. İşleri güçleri var. Sabah saat sekiz gibi hastaneye gidiyoruz. Tedavi oluyor. Saat iki gibi eve dönüyoruz. Evdeki bakım işlerini falan benim sürdürmem gerekiyor. Hafta sonu çocuklar geliyor ilgileniyor. Üzerimdeki yükü alınmak ama hafta içi bende. Bu nedenle benim çok onur duyduğum, bir şekilde hiç bana teklif edilemeyecek, bu onurlu görevi bu anlamda kabul edemem dedim. Kabul etmiyorum değil, kabul edemiyorum. İstiyorum ama edemiyorum. Mazeretim var. Beni bağışlayın dedim. Benim üzerimde bir arzuları var ama koşullarım ona uygun değil. Keşke işim hasta olmasaydı. Hiç tereddüt etmeden de kabul ederdim.
Derlerdi ki ya ‘bu Kemalci’ işte desinler. Ama benim il başkanı olduğum onaylandığında, gider Özgür Bey’i ziyaret ederdim. Kemal Bey'e de gider derdim. Türkiye'deki il başkanlarını gezerdim. Onu gezecek enerjim de var. Ekonomik olarak da bir sıkıntım yok. Ya gelin arkadaşlar ne yapıyorsunuz? Ya Özgür Bey de bizim, Kemal Bey de bizim. Biz ne yapıyoruz ya? Ya niye biz bunları bir araya getirmiyoruz? Biz hasım mıyız? Birisi sağda bir, birisi de solda birisi mi? Yok öyle bir şey. Gelin bu işi toparlayalım. Yemin ediyorum haftasında gider, Sayın Özgür Özel'i de ziyaret ederdim. Zaten Kemal Bey atadığı için onu da ziyaret eder. Bu tavrımı koyarım. Ha beni sonra görevden alırlar. Alırlarsa alsınlar. Ben bir yola çıkardım. Ben düşündüğümü düşüneceğimi söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi'ni seven herkesin böyle düşünmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi'ni rozet olarak görenler değil.
Gerçek anlamda Cumhuriyet Halk Partililerin bu partiye sahip çıkarak böyle bir davranış göstermesi gerekiyor. Ne yazık ki böyle bir bütünlük sağlayamadık.
Eski ilçe başkanlarıyla bir grubumuz var. Üç defa da toplantı yaptık. Biz partinin kurumsal kimliği tarafında duralım. Biz taraf olmayalım. Biz bu deneyimleri yaşamış insanlar olarak. Çünkü biz kongrelerde ilçe başkan adayı olduğumuz zaman karşımızda da bir aday var. Seçimi kazandıktan sonra karşımızdaki ilçe başkan adaylarını ve taraftarlarını da kucaklayarak yola devam ettik.
Mesela ben belediye meclis üyesi listesi yaparken bir önceki ilçe başkanının kız kardeşini özellikle yazdım. Niye yazıyorsun falan diyenler oldu. Benim orada barıştığımızı kanıtlamam gerekiyor. Bunu yapmazsak o barış sağlanamıyor. Ondan sonra da son derece iyi ilişkilerimiz oldu. Ağabey kardeş ilişkilerimiz oldu. Bunu sağlayabilmemiz gerekiyor. Ama benim çok onur duyduğum bir şeydir. Bana layık görmüş Merkez Yürütme Kurulu'ndaki arkadaşlar. Ama mazeretim nedeniyle kabul etmiyor diyeyim.
Biraz önce de bahsettiniz WhatsApp grubu. Orada bir ayrışma oldu. Dün 45-50 civarında bir eski ilçe başkanı bir kurultay çağrısı yaptı. Nedir bu olayın iç yüzünü?
Bizim bir WhatsApp grubumuz var. İlk başta 162 kişiyle görüştük. Tamamı eski ilçe başkanı. Şöyle bir kuralımız var. Dedik ki mevcut belediye başkanı olup da eski ilçe başkanı onları almıyoruz. Çünkü onların bir görevi var. Meclis üyesi olup da eski ilçe başkanları varsa onları almıyoruz ama kaçırdık. Bir iki kişiyi kaçırmışız. Onları görememişiz. Halen ulaşamadığımız sonradan mesela Cevat Durak eski ilçe başkanı listemizde yok. Onun gibi 8-10 kişi daha var. Yani 170'leri bulacak. Ama bunlardan 132'si aktif vaziyetteydi. Son ayrılanlarla falan filan biz 100-102 kişi ile ilk toplantıyı yaptık. Arkasından 70 kişi civarında bir toplantı yaptık. 3. toplantıyı da öyle yaptık.
Başta kuralımız şuydu. Ben bu 160 arkadaşımı tek tek aradım. Dedim ki bir özlem giderelim. Özledik birbirimizi. Yaşlandıkça da unutuluyoruz. Hiç değilse birbirimizi unutmayalım. Parti bizi unutuyor. Ne yazık ki unutuyor. Ne yazık ki. Eskiden böyle değildi. Eski partililer partiye gelirdi. Biz onlara saygı gösterdik. Kalkar yer verirdik. Şimdi gidiyorsun. Seni tanımıyor. Söylediğin zaman da kimse aldırış etmiyor. Yani o parti alışkanlığından çıktı parti. Parti başka bir yere doğru evriliyor. Yani beni şunlar getirdi. Ben onların emrindeyim. Siz kim oluyorsunuz falan? Halbuki ben seçmenim. Parti içinde de seçmenim. Partinin belediye başkanını, belediye meclis üyesini, milletvekilini ben seçiyor olsam onların hiçbiri böyle davranamaz. Bizi gördüler mi? Havada kaparlardı o zaman. Şimdi ilgileri yok. Çünkü yukarıdan atanıyorlar. Yukarıda iki adam buldular mı? Atanıyorlar.
Dedik ki gelin bir özlem gidelim. Biraz da CHP dedikodusu yaparız. Yani kendi aramızdaki dedikoduları yaparız falan dedik. Ve kuralımız şu oldu. Biz hiç kimseden yana tavır almayacağız. Biz %20'lerde olan SODEP’i kurduğumuzda bizim oyumuz 1984 seçimlerinde %24'tü. İzmir'deki o oy, bizlerin örgütlere başkanlık ettiği değişik zamanlarda, o 170 ölenlerle beraber belki 180 kişinin başkanlık ettiği örgütlerle beraber, büyük örgütle beraber %60'lara çıktı. Biz bu ilin hafızasıyız. Biz şimdi o nedenle tarafsız kalıp yapılan yanlışları yönetimlere bildirmeliyiz. Genel başkan dahil. Genel başkandan randevu alalım. Gidelim diyelim ki efendim sizin bu davranışınız yanlış. Şu davranışınız çok güzel. Bunu şöyle biraz daha geliştirin. Bunda mutabık olduk. Eleştiri, kayıtsız koşulsuz serbest. Hakarete girmeden. İlk üç toplantı böyle devam etti.
Ne zaman ki bu kesin hükümsüzlük çıktı, ayar kaçtı. Bir baktım. Millet birbirine hakaret ediyor. Grupta. Çok önemsediğim, eski ilçe başkanları var. Hiç de gelmemişler toplantıya. Ama ‘Hesap sorulur diyor.’ Ya kimden, kimin neyinin hesabını soruyorsun. Birisi ‘Not düşün, herkesin yüzü meydana çıksın’ diyor. Böyle yazılınca ben onları kaldırıyorum. Arıyor beni ‘Beni çıkartın’ diyor. Seni çıkartmam. Çıkarana da izin vermem. Ama bizim işimiz bu değil. Biz bu ateşi söndürmeye çalışmalıyız. Ya biz şimdi bu ateşi söndüreceğiz. Biz birbirimizi yakıyoruz. Biz birbirimizi ateşe atıyoruz. Niye böyle hakaret ediyorsunuz? Birisi dedi ki ‘Ya başkanım senden böyle beklemiyorduk. Sen işte Kemal Bey'i tutuyorsun.’ Evet Kemal Bey'i tutuyorum. Ya böyle diyorsan böyledir. Ama bu böyle değil. Biz böyle konuşmadık. En son kilitledim. Yorumları kapattınız.
Dün sabah tam hastaneye çıkmak üzereyim. Yani eşimle öyle giyindik. Çıkacağız. Malum arkadaşı aradı. Güzelbahçe eski ilçe başkanı ve meclis üyesi. Halbuki onun WhatsApp’a almamamız gerekiyor kuralımıza göre. Almamamız gerek ama almışız onu, çıkartamıyoruz falan. Çıkartmıyoruz da ayrıca.
Bana ‘Abi bir metin yazdım’ dedi. Bu kesin hükümsüzlüğe karşı hemen kurultay bu çerçevede. Dedim ki ‘Bak, başkan, biz bir karar aldık. Hiçbir bülten bu grubun kararı olmadan yayınlanmayacak. Ben şimdi buranın sorumlusuyum diye ben bu yazıyı çıkarıp yayınlarsam, onun karşısında olan arkadaşlarımızın tümü bana küfreder. Bu böyle olmasın. Arzu ediyorsanız hemen toplantı çağrısı yapalım. Bir hafta sonra toplanalım. Senin yazdığını kabul edenler onu imzalasın. Diğerinin yazdığını da diğerleri imzalasın. İki tane birden yayınlayalım. Var mısınız?’ dedim. ‘Öyle olmaz’ dedi. Ya kardeşim o tarafta da bir düşünce var. Yani onlar da bu tarafı savunuyor. Ben ortada durayım. Ben ikinize de imza atmayayım. Kabul ederim. Ama siz bunu yayınlarsanız bunlar da o kadar da bu tarafta var. Siz bizim listede olmayan, yani grupta olmayan bir sürü insanı da yazmışsınız. Beş altı kişiyi de yazmışlar. Yazdıklarınızdan bir kısmı çıkmış. Bir kısmı da ben orada yokum diyor. Olur mu yani. Patladı tabii.
Basından sen de dahil birçok kişi sordu. Dedim ki bu bizim grubun kararı değil. Bizim yayınladığımız bir bülten değil. Bu kişisel bir bülten. Kişi diğer kişileri aramış. Kabul edenler de imzalamış. Kabul etmiş. İsmini koymuş oraya. Bizim Eski İlçe Başkanları grubuyla bağlantılı değil dedim. Verdiğim açıklamada bu kadar. Zaten başka bir şey yok. Durum bu. Yani ne olur bundan sonra onu da bilmiyorum.
Parti konuşuyoruz ama belediye başkanlarına da İzmir'de operasyonlar kesilmiyor. En son Güzelbahçe ve geçen hafta da Buca Belediyesi. Ve hala da tedirginlik devam ediyor. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?
Şimdi CHP imha edilirken bütün değerlerinin ortadan kaldırılması lazım. Mustafa Günay alındığı nedenlerini bilmiyorum doğal olarak. Yani hukukçu olmadığım için de gidip araştıramıyorum. Ama halka sorsanız şu anda Güzelbahçe'de yüzde seksenler üzerinde bir olumlu tarafı var. Yani elinden geldiğince çalışıyor. İşler yapıyor.
Görkem Duman genç bir çocuk. 30-35 yaşında. Pırıl pırıl bir çocuk. Yani bunun tutuklanacak iki senede ne iş yapmıştır ki tutuklanıyor bilemiyorum. Yani yasal olarak bir şey söyleyemem. Ama ben işi getiriyorum. CHP'nin imha edilmesiyle bağlantılı bir şey. İstanbul'u harmanla, İzmir'i buda. Yarın öbür gün belki Ankara'da. Adana zaten. Antalya zaten. Korku İmparatorluğu. Kıpırdayamaz halindeler. İzmir'de konuşuluyor. Ben de duyuyorum. Bana da soruyorlar. Başkanım ne olacak? Ama yani bu insanlarla ilgili söyleyebileceğimiz kötü bir şey yok. Bir şey duymadık. Yani bizim gördüğümüz bir aksaklık yok. Yani bunları biz seçmedik ama partinin genel merkezi bunları atamış. Bizim de buna riayet etmemiz gerekiyor. Yani ben kabul etmiyorum. Uygunda bulmuyorum bu atamaları. Beni de atamasınlar. Ama atanmışsa genel merkez bir karar vermişse eleştirimi yaparım. Kurultay'da mikrofonu elime geçirirsem eleştiririm.
Çok dikkatli olmak zorunda bizim belediye başkanlarımız. En ufak bir açık vermemeliler. Çünkü hadise kişilere bağlı değil. Aynen Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Özel'le ilgili olmadığı gibi. Onların şahsında sürdürülen hareket Cumhuriyet Halk Partisi'nin imha edilmesi projesidir.




