DURMUŞ ÖZKE- SES GAZETE -Karşıyaka eski Belediye Başkanı ve Serbest Avukat Cihan Türsen, Ses Gazete’ye verdiği özel röportajda CHP gündemini değerlendirdi. Türsen, mutlak butlan süreci, kurultay ihtimalleri, Özgür Özel’in İzmir ziyareti ve parti içi yönetim tartışmalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Mutlak butlan süreci ve hukuki boyutu hakkında bir değerlendirmenizi alabilir miyim?
Hukuk ve mevzuat dediğimiz hükümler, anayasadan partilerin kendi tüzüklerine kadar olan yasal mevzuatın bütünüdür. Maddelerin içerisinden ayıklama yaparak değil, kanun koyucunun, o metni hazırlayanların amacı ve ruhu yönünde bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ve bütün maddeler arasındaki irtibata göre yorum yapmak lazım. Sadece emsal olarak 'dokuzuncu madde' deyip, oradaki iki kelime değil, kanunun veya parti tüzüklerinin tümü üzerinden değerlendirme yapmak, hukukun en doğru olan yöntemidir.
Diğeri ise adeta gedik arama amaçlıdır. Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili mutlak butlan amaçlı açılan davanın gerek süre açısından gerek usul açısından ve gerekse esas dediğimiz kanun koyucunun amacı açısından hukuka uygun değildir. Ayrıca aşırı bir zorlama, aşırı bir gayret ile objektif olmayan yargıçlar tarafından, siyasal sonuçlar önemsenerek ve öne çıkartılarak karar verildiği kanısındayım. Madde madde gitmek istemiyorum ama siyasi partilerde her halükarda ve kanunların tamamında, sınırsız bir süreden söz edilmemesi gerekir.
Bu anlamda da, belirli seçim sonuçlarından sonra ortaya çıkan bu tip yargılamalar, hele ki Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili başta İmamoğlu operasyonu gibi 35 yıl sonra bir diploma tartışmasını deşen arayışlar hukuki anlamda zaten objektiflik açısından hem gerçekçi olmaz hem de inandırıcı olmaz. Bu nedenle verilen mutlak butlan kararını içerik ve birazdan bahsedeceğimiz uygulamaları açısından da hukuku zorlamak ve hukuk içerisinde bir gedik arayarak, kelimelere sığınarak verilen bir karar olarak değerlendiriyorum. Bu kararın, zaman zaman objektiflik endişelerimiz olduğu için ve bu endişelerimizin şu an için yeterli boyutta olduğunu düşündüğüm için, Yargıtay'ın kararı onayacağı yönündeki endişelerimi de dile getirmek istiyorum.
Diğer açıdan ise iktidar tarafından siyasallaştırılmış olan hukuk ve yargının Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde her şeye rağmen kendi iç hukukunda, nasıl hukuka uygun ilerleyeceği de önemli bir konudur. Buraya geldiğimizde kararda tabi çok ciddi kavramsal ve hukuksal değerlendirmeler yapmak lazım. Yani bizlerin de objektif olması lazım.
En fazla karıştırılan konu şudur, bu bir tedbir kararıdır. Tedbir kararı, yargılama devam ettiği müddetçe ve kanunun aradığı koşullar olmak şartıyla devam eder. Bu konuda Yargıtay kararları çok açıktır.
Bu bir Yargıtay kararıdır. Nihai mahiyette sonuç gibi tedbir kararı verilemez. Bin tane, on bin tane karar vardır. Tedbir kararı verdiğinizde ki bu verilen tedbir kararı "tedbir verilemezdir."
Zaten Ankara'daki ilk Asliye Hukuk Mahkemesi yargılamasında da tedbir konusunda bir karar verilmemiştir. Direkt yokluk nedeniyle karar düşmüştür. Yani yeni bir kurultay var. Artık konusuz kalmıştır, tam tabir konusuz kalmıştır. İhtiyati tedbir kararı verilmesi gereken bir durum kesinlikle yoktur.
Bir de şimdi tedbir kararlarına itiraz yolu da çok önemlidir. İstinaf Mahkemesi’nin tedbir kararı vermesi, Yargıtay’da tedbire itiraz olarak incelenemez. Yargıtay bu konuda 'hayır bu tedbir yanlış' diye ara karar veremez. Ancak nihai kararda tedbirle ilgili de karar verir. Sonuçta öyle bir yöntem ve hukuka aykırılık zorlanıyor ki İstinaf Mahkemesi’nin tedbir kararını da Yargıtay inceleyemeyecek. İnceleyemez. Hukuk bunu ifade ediyor. Bu durumda artık Yargıtay kararına kadar sanki dava bitmiş gibi bir tedbir yoluyla bir heyet geldi. Heyet görevlendirilmiş gibi. Bu çok çok yanlış. Tekrar ediyorum. Yargıtay net diyor ki "nihai karar özelliğinde, niteliğinde tedbir kararı verilemez." Yani bir an için Yargıtay "hayır bu yanlış bir karar" dese bile demek ki bu karar aylar veya yıllar sonra hukuka aykırı bir heyet tarafından yönetilmiş olacak. Şimdi heyet kavramına geleyim. Tedbir kararında önceki yönetim Sayın Kılıçdaroğlu ve diğer birimlerin parti içi organları sadece tedbir amaçlı olarak tayin edilmiştir.
Yani bu heyeti değil bir başka heyeti de, dışarıdan birisini de, CHP içinden birisini de tedbiren oraya bir heyet olarak atayabilirdi.
O zaman bu karar neticesinde Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tam olarak geri dönmüş değil. Mahkeme onları uygun gördü. Başka bir grubu da uygun görebilirdi değil mi?
Aynen böyle. Ama ara not olarak şimdiden ifade edeyim, Yargıtay bu kararı onarsa o zaman Kemal Kılıçdaroğlu ve parti içi organları önceki yönetim olarak otomatikman göreve gelecekler. Şimdi ikisinin arasında fark var.
Yani tedbir kararında seni beni, üç beş kişiyi, on kişiyi daha tedbiren oraya atayabilirdi ama tercih olarak eski yönetimi belirlemişler. Ve yine çok tartışılan bir konu tedbiren gelen bütün kurumlar çok geniş yetkilere sahip değildir. O yüzden bu tedbiren gelen Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer birimlerin kurultay toplama yetkileri yoktur.
Zaten kayyum tayin etmediler, ki kayyum da tedbir de tayin edilemez. Geçici kayyum olarak tayin edilse de başka bir heyet veya bu heyetin kurultay toplaması hukuken mümkün değildir. Çünkü sadece partinin rutin işlerini yapar. Bu nedenle bunlara mazbata verilmez. Yüksek Seçim Kurulu sadece seçim sonuçlarını takip eden, kesinleştiren ve buna karşılık da bir belge, mazbata veren organdır. O kadar.
Bu ise seçim mevzuatı dışında genel hukuk açısından yapılan bir itirazdır. O yüzden yine kamuoyundaki “mazbatasız Kemal Kılıçdaroğlu” kavramı doğru değildir. Hatta mahkeme aynı görevi verse bile evet bu karar doğrudur, "Artık Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi görevde olur" dediği zaman dahi mazbata olmayacak. Çünkü mazbata bir seçimin sonucunu belgeleyen belgedir. Mahkeme kararlarında mazbata diye bir uygulama söz konusu olamaz.
O zaman Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi şu an yetkileri daraltılmış, temsili bir yönetimdir. Geçici bir yönetimdir. Değil mi?
Harika bir cümle kullandın. Aynen öyle. Kavramlar, hukuki olarak şu anda Kemal Kılıçdaroğlu'nu değil, Cihan Türsen’i, Ayşe'yi, Ali'yi, Veli'yi vesaire de atayabilirdi. Ve bizde sadece yeni bu heyet, tedbir ile gelen heyet, az önce söylediğin gibi ana yetkileri olmaksızın, sadece partinin olağan işlevlerini yapmak üzere görevlendirilir. Hatta ileride tartışılacak konulardan birinin de (eğer o boyutlara tırmanırsa), tedbir yoluyla gelen heyetin milletvekili, cumhurbaşkanı adayı, belediye başkanları belirleme yetkisinin bile olmadığını düşünüyorum.
Zaten bu daha önce tarihimizde çok yaşanmış bir durum olmadığı için aslına bakarsanız her detayı düşünülmemiş bir durumda değil öyle değil mi?
Aynen öyle. Etap etap ama bu senaryo mizansenini hazırlayanların, sondan başa doğru da hazırlıklı oldukları ve kılıf uydurduklarını, yani buna da hukuki bit kılıf uydurulabileceğini düşünüyorum. Samimiyetsiz şekilde hukuk yaratılabilir ama 'hukuk' uygun olmaz. Sadece karar vericilerin hukuk dedikleri bir manzume ortaya çıkar.
“OLAĞANÜSTÜ BİR KUSURSUZ FIRTINA YAŞAMAKTAYIZ”
Kısaca Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi şu anda tedbiren gönderilmiş heyetten başka bir şey değildir. Şimdi bu senaryoda benim siyasi görüşüm ise, evet, planlı. Zaten olağanüstü bir kusursuz fırtına yaşamaktayız. Art arda belki 7-8 yıl önceden planlanmış ve son seçimlerde CHP'nin birinci parti olmasından sonra düğmeye basılarak daha da detaylandırılmış büyük bir fırtınanın sonuna geldik. Yani belediyeler başta İstanbul olmak üzere görevden alındı. Operasyonlar gerçekleşti. Tabii haklı yolsuzluklar usulsüzlükler varsa diyecek hiçbir şeyimiz olmaz. Ama İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı uygulamaları nedeniyle bu operasyonlar inandırıcılığını büyük ölçüde kaybetti.
“ARTIK OPERASYON CUMHURİYET HALK PARTİSİ ÜZERİNDEDİR”
CHP dışındaki operasyonlar tamamlandı. Yazarlar, diğer düşünürler, sivil toplum kuruluşları hepsi cezaevinde. Şimdi konu CHP'nin CHP olmaktan çıkarılmasında.
CHP'lilerin veya bugünkü CHP yönetimine yani Özgür Özel ve yönetimine oy veren seçmenini dağıtarak ikinci bir parti kurulmasını operasyonlarla kaçınılmaz hale getirmek isteyecekler.
AKP'nin Türkiye'deki varlık nedeni olan şey, ilk seçimden bu yana sosyal demokrat sol partilerin dönem dönem CHP, SHP, DSP, dönem dönem CHP, Halkçı Parti gibi ayrışıyor olması. Hep matematik olarak sayıları alt alta koyduğunuzda Erdoğan'ın her seçimi kaybettiğini görebilirsiniz. Ankara Belediye Seçimleri, İstanbul Belediye Seçimleri, olayı başlatan maziden söz ediyorum. Bugün de parçalanmış iki veya üç küskünlük ve kırgınlıkların bir finali yaşanıyor. Kişisel düşüncemdir ki ve çok inandığım bir düşüncedir ki Türkiye Cumhuriyeti'ni tümüyle ele geçirmek için olmazsa olmaz kurum CHP'dir. Yani silahlı kuvvetlerde polis teşkilatında, adalette etkili hakim, yöneten yönlendiren olabilirsiniz ama CHP'nin varlığı hep bunu engelleyen bir numaralı faktördür. Böylece de artık operasyon CHP üzerindedir.
Şu anda finaldeyiz. Şimdi CHP'lerin ve diğer CHP'li olmasa bile Türkiye'de demokrasinin, özgürlüklerin çağdaş bir yönetimin gelmesini düşünenlerin ellerini başlarına koyduklarında yapacakları birinci başlık, bu krizi fırsata dönüştürmektir. Şimdi kriz için ağıtlar yakarak ve birbirimizi suçlayarak bir yere gitmek bu krizi desteklemektir, beslemektir. Şimdi ne yapılabilir?
Kemal Kılıçdaroğlu, bazı partililerle ilgili suçlama şeklindeki ifadelerini ısrarla devam ettiriyor ama kendisi bu şekilde göreve gelmiştir. Yapılacak konu, ciddi bir kurultayı -toplayamaz ama- delegasyon kurultayını toplanmasıyla ilgili talebi de, işinin gereği olarak uygulamak zorundadır. Tüzükte yer alan yeterli çoğunluk (5'te 1 diye ifade eden çoğunluk) ki şu anda o süreci yaşayacağız. Başvurusunu yaptığında tedbiren bir heyet olarak atılmış olmalarına rağmen parti tüzüğünün hükümlerini yerine getirme mecburiyeti nedeniyle bu kurultayı toplamak zorundadır. Bu kurultayı toplamazsa, toplanan oylara rağmen toplamazsa, bu sefer yargıya başvurularak kayyum tayini veya kurultayın yapılması ile ilgili yasal düzenlemeler kanunumuzda ve tüzüğümüzde var.
Sizin görüşünüz nedir? Bu kurultay süreci gerçekleşirse kurultayın toplanmasına Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi izin mi verecek yoksa karşısında mı duracak?
İzin vermek zorunda olacak. Ama şimdi gelelim artık tabii ki hak ettikleri veya etmedikleri, içlerinde olan veya olmayan senaryolardan da bahsetmemiz gerekiyor. Bir, şimdi öne çıkan kurum disiplin kuruludur. Disiplin kuruluna sevk edileceği ifade edilen basında ismi geçen isimlere karşı bir kişisel öfkesi var, haklı veya haksız herkesin tanımlaması farklı olabilir.
Bir disiplin reaksiyonunu etkilemekten çok olağanüstü genel kurul yapılması için oy toplayacak olan kurultay delegelerini, parti meclisi üyelerini, MYK üyelerini toplanmadan disiplin kuruluna maksatlı olarak isimleri belirleyip, karşıtları belirleyip ve tedbirli olarak disipline sevk etmeleri halinde o kurultay delegelerinin imza toplamaları geçersiz olacaktır. Parti meclisi üyelerinden disipline sevk edilenler, parti meclisinin toplanmasında dahi yer alamayacak. Bu pazartesi toplantının ertelenmesinin arkasında bunun da bir manası olabilir. Yine disipline tedbirli olarak sevk edilen milletvekilleri de, grup toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaklar. O yüzden ben bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin vereceği disiplin kurulu kararının, gerek kişisel tepkiler gerekse parti meclisindeki ve CHP grubundaki aykırı seslerin seslerinin tedbirli olarak susturulması, oylamalara katılmamasını sağlamak amacıyla olduğunu düşünüyorum. Böylece, parti meclisi ve grup toplantısında istemediklerini devre dışı bırakıp, sayısal anlamda kurultayı kazanabilecek, milletvekillerinden tasfiye ettikleriyle parti meclisinde istediği kararları alabilecek. Yani oy kullanma hakkını tedbirli gönderildikleri için yitirenlerle istediği grup başkanını da seçebilir.
“BİR KAOSA NEDEN OLABİLİR”
Şimdi bu hukukun en vahşi uygulaması olur. Tüzüğün en aykırı hali, işte başkaları için ifade ettiğimiz siyasallaştırılan hukuk, maalesef CHP içinde de belirli bir grup faydasına; hukukun temel ilkelerine, adalete aykırı olarak mevcut yönetim bir kaosa neden olabilir.
Bu son vuruş, CHP'nin bence darmadağın olmasının finali olur. Dilerim buna başvurulmaz. Herkes kimin hırsız olup olmadığını, kimin ahlaklı olup olmadığını, kimin AKP’nin ekmeğine yağ sürüp sürmediğini izliyor. Kurultayda izliyor, örgütte izliyor. Bu durumda da gider kurultay üyeleri otomatikman oylarını ifade eder ve irade ortaya çıkar. Ben kesinlikle bağımsız bir hukukçu olarak bu durumu değerlendirmek zorundayım.
Özgür Özel ekibinin benzer bazı önerileri var. Hiç alakam yok. Hatta bazı girişimlerde de Özgür Özel hukuk grubunun hatalı ve biraz fazla heyecanlı hamleler yaptığını düşünüyorum. Örneğin Özgür Özel’in Yargıtay’a kişisel olarak başvurması gibi. Böyle bir kişisel başvurma hakkı yoktur ve ret olarak geldiğinde de refüze olursunuz.
“KRİZLE BİTEN DEĞİL, İKTİDARA GİDEN BİR CHP YARATILABİLİR”
Ancak katılımcılık ve demokrasi açısından tüm üyelerle, milletvekilleri, belediye başkanları, aday belirlenmesindeki bir danışma gibi, bir bilgi alma örgütün iradesini belirleyen bir değerlendirmenin yapılması, daha sonra da kurultayın toplanarak bunun belki de iktidar yolunu açan krizle biten değil, kriz yolunu açarak iktidara giden bir CHP de yaratılabilir.
Bu temsili bir yönetim olduğu için biraz önce de konuştuğumuz gibi milletvekillerini ve parti üyelerini disiplin kuruluna sevk etme yetkileri var mı?
Şimdi bunu aşağıdan şöyle alacağız. Önce üyeleri sevk etme yetkisi var. Ana konu bu. Kurultay delegasyonunun önemli bir kısmı üyelerden oluşuyor. Milletvekilleri ve parti meclisi üyelerinin disipline sevk etmesinde ilçe, il ve benzeri kurullar yetkili değil. Ama siz her ilde yapacağınız operasyonla bu üyeleri disiplin kuruluna sevk ederseniz. Otomatikman bir üye olarak tedbirli hale gelecekler. Ve kurultay toplandıktan sonra karar verme gibi ana konuyu zaten çözeceksiniz. Parti meclisinde üyeler veya milletvekilleri ancak bu oylama ile disipline sevk edilebilecekleri için artık disipline sevk etmeye bile gerek kalmayabilir. Çünkü kurultay imza toplayamayacak. Böylece kurultay toplanamayacak veya hiç disipline sevk etmeden kurultay toplanacak. Kurultayda ise çok farklı bir karar daha doğrusu bugünkü heyetin arzu ettiği yönde bir karar oluşabilecek.
Bir de uzama nedenlerinden bir tanesi de parti meclisi üyeleri ve milletvekilleri arasındaki lobi çalışması olduğunu düşünüyorum. Bu lobi çalışmalarında da herhangi bir çoğunluk sağlanabildiği takdirde otomatikman belki de onları disipline sevk etmek gibi büyük sansasyona yol açacak bir adıma gerek kalmayabilir.
Bir önemli konudaki yorumumu da söyleyeyim. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantılarını ve grup başkanının seçiminde genel başkanın bir karar veya toplama yetkisi yoktur. Grup başkan vekilleri, grup başkan seçimiyle ilgili belirlemeyi yapar. Zaten sayın Kemal Kılıçdaroğlu milletvekili olmadığı için otomatikman grup başkanı olamıyor. Meclis grup başkanı olabilmek için dediğim gibi grup başkan yardımcıları bu toplantıyı ve oylamayı yapabilir. Oylamayı yapabilir. Yani karşılıklı o kadar hukuk planlanıyor veya kendilerine göre, -bakın iki taraf içinde söylüyorum- hukuk yaratılma gibi bir hukuksuzlukta yoğunlaşılıyor.
Bu sürecin İzmir'e nasıl bir yansıması olacağını öngörüyorsunuz? Kemal Kılıçdaroğlu heyeti İzmir İl yönetiminde bir değişikliğe gidecek mi sizce?
Şimdi birincisi maalesef ki yani Kemal Kılıçdaroğlu'nun makul kararlar almak için değil, belki de kendi doğrusu konusunda seçim sonuçlarını kenarda bırakan radikal bir tutum sergileme olasılığının daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu durumda da İzmir ve benzeri illerde il başkanlıkları ve ilçe başkanlıklarında bir tasfiye mümkün. Tasfiye olacağını düşünüyorum.
Bu İzmir için de böyle. Ben il başkan ve yönetimiyle ilgili bir görevden alma öngörüyorum. Ancak burada kritik olan bir konu, görevden aldığınızda yapacağınız atamanın da, yine kısa süre içerisinde İl Kongresi'ni toplaması gerekiyor. Disiplin kurulu ilçe ve il kongrelerinden yapılması zorunlu olan il kongrelerine kadar matematiksel üstünlüğü ele geçirmek gibi hukuk dışı bir operasyonla karşılaşılabilir.
Belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin disipline sevki bu söylediklerimin dışında belirli bir otorite veyahut da haklı veya haksız bir tepki olarak ifade edilebilir. Ama görevleri malumunuz devam eder. Kendileri belki bağımsız belediye başkanı, belki bağımsız meclis üyeleri olarak devam edecektir.
Böylece artık seçilmişlerle mahkeme kararıyla tedbiren gelen yönetim arasında büyük bir zıtlaşma söz konusu olacaktır.
Özgür Özel’in İzmir ziyaretinde gerçekleşen, kamuoyunda ‘olaylı miting’ olarak adlandırılan ziyaret için ne düşünüyorsunuz? Özgür Özel'in 18 saat kala bu kararı vermesi, Çağatay Başkan'ın, Cumhuriyet Meydanı konusunda ısrarı, vatandaşla polisin karşı karşıya gelmesi ve kalabalığın ritmini nasıl görüyorsunuz?
Ben İzmir dışındaydım. Sadece kamuoyu ve basın yoluyla izledim. Ama genel olarak gözlemimi ifade etmek istersem, birincisi, bilmem kaç saat önceden söylenerek miting yapılmaz. Ben buna bir miting demiyorum. Bu miting kavramına ve miting usulüne uyan bir konu değil.
Sadece sıcağı sıcağına hareket eden ve mevzuatı da böyle yasaklarla sınırlamayıp toplantı ve gösteri özgürlüğü kavramı içerisinde yapılan bir buluşmadır. Bu anlamda gerek süresi, gerek içeriği, gerek işte bayram öncesi başlayan tatil açısından ben oldukça yeterli buluyorum. Her zamankinden çok diri bir toplantı. Yani miting gibi miting değil bu. Bu başka bir şey bu. Hatta genel başkan veya konuşmacı geldikten sonra dağılmalar başlar. Hele hele ilk on beş dakikadan sonra hemen boşalma başlar. Bunun böyle olmadığı görüldü. Kısaca ben bu toplantıyla İzmir’den gerekli desteği aldığını düşünüyorum. Şimdi İstanbul'da bunu göreceğiz.
“BÖYLESİNE SERT RADİKAL HAREKETLERLE ÖNLENMESİ DE DOĞRU DEĞİL”
Bu arada polis müdahalesiyle ilgili, yani Cumhuriyet Meydanı'nda pek izin verilmediğini söylemek durumundayız. Ancak daha önce Cumhuriyet Meydanı'yla ilgili izin verildiği söylenmekte, izin verilmişse bunun devam etmesi gerekir. Geri alınması karşısında da Cumhuriyet Meydanı'na girmek isteyen yurttaşların böylesine sert radikal hareketlerle önlenmesi de doğru değil. Yani yapsalar ne olur? Zaten polis orada gerekli bütün önlemleri almış. Gündoğdu'da önlemler yoktu. Bunlar gerginlik ve gerilim çıkartmaya yönelik gereksiz konulardır. Ama İzmir buluşmasında amaç sağlanmıştır diye düşünüyorum.
Siz bu sürecin sonunda ne olmasını öngörüyorsunuz? Yani Özgür Özel ve ekibiyle ilgili bahsi geçen bir Ekim Partisi var malumunuz. Ama Özgür Özel ve ekibi bunu yapmak istemiyor. “Baba ocağını terk etmek istemiyoruz” diyorlar. Sizin fikriniz nedir? Bu işin sonu nereye varacak?
Şimdi şöyle; bu son viraj, işte kusursuz fırtına gibi çok önemli kelimelerle anlatmak istediğim disiplin kurulu süreci, kurultayın parti meclisi ve meclis grubuyla ilgili yapılacak olan disiplin işlemleri kırılma noktası olacak. Şimdi hafif eğrilme noktasındayız. Yani siz kurultayın da matematiğini parti meclisinin de matematiğini planlayan hakkın kötüye kullanılması dediğimiz, hukukun verdiği yolu matematiksel bir yaklaşımla ortadan kaldırmaya çalışırsanız bu tabii bir kırılma nedeni olur.
Tahmin edilen ve ifade edilen senaryo; Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında, onun Parti Meclisi ve MYK’sı ile yola devam edilmesi, olağan kurultayların ertelenmesi ya da olağan kurultaylar öncesinde kongre takviminin planlanması; delegasyonun il, ilçe ve mahallelerden başlayarak yeniden şekillendirilmesi ve genel merkez tarafından uygun görülen isimlerin milletvekili ya da belediye yönetimlerinde görevlendirilmesi şeklindeki bir operasyon olarak değerlendiriliyor.
Kişisel düşüncemi ifade edersem; eğer bu noktaya gelinilirse CHP zaten seçim kazanma konusunda çok zorlu bir darbe almış olacaktır. Bu durumda CHP'nin iktidar olma olasılığına göre heyecanlanan seçmen topluluklarının heyecanının ve güven ilişkisinin ortadan kalkması gibi bir risk var. Cumhurbaşkanlığı seçimleri veya erken seçimler konusunda bir takvim planlandığı aşikar.
Şimdi bu söylediğim benim arkadaşlarıma da çok doğru gelmiyor ama bir defa kesinlikle CHP için de çözmek lazım. Ama bunu çaresiz kişilerin siyaset yapmalarını kökten ortadan kaldırıldığı bir operasyon olması halinde farklı bir partileşme gündeme gelecektir. Ve bu partileşmede maalesef bu seçimlere değil bundan sonra bilahare yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmak üzere altı yedi yıllık bir takvimi başlatmış olacaktır. Çünkü yeni kurulan bir partinin de; (CHP'nin döneminde SHP'de gördük. Ki ben SHP'deydim.) SHP'de nasıl bir ivme yakaladığını gördük ama bu ivmenin yakalanacağını düşünmüyorum. Büyük olasılıkla da yine Erdoğan'ın İstanbul, Ankara belediye seçimlerindeki parçalanmış bir sosyal demokrat, sol partiler açısından bu cumhurbaşkanlığı seçiminde etkili olacağı yolunda bir final var.
Ama ben şunu da söyleyeyim, partiler illa seçim kazanmak için kurulmazlar. Partilerin bir sonraki seçimi hedeflemeleri hatta sonraki seçimi hedefleyecek olan bir parti yapısında da önem var. Ben CHP'nin bugün de yarın da böylesine toplama veya birliktelik sağlanan pazarlıklarla milletvekilleri vesaireleri, grubu oluşturan bir seçim politikası olarak değil programa uygun sol bir parti olarak ortaya çıkmasını düşünüyorum. Bu şekilde çok daha başarılı olacağını düşünüyorum.
Ama hemen güncele gelirsek çaresiz bir yeni partileşme olasılığı ortaya çıkar.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben şu misyonu üstlenmek istiyorum. Hukukçuyum, partide çok az sayıda arkadaşımız bu boyutlarda bakabiliyor. Parti için hukuki gerçekleri anlatmak istiyorum. Yoksa hani AKP'nin yaptıklarının zaten konuşacak, elle tutulacak hiçbir yanı yok. Siyasal anlamda buna adapte olan veya bunun bir parçası olan yönetimi de yok. Ama şu konuşuluyor. İşte Kemal Kılıçdaroğlu kurultayı toplasın. Toplayamaz. Mesela bunu anlatmaya çalışıyorum.