CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan, Ses Gazete ve Ses TV’yi ziyaret ederek gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Arslan, ekonomik göstergelerden İzmir’in yerel yönetim sorunlarına, çevresel risklerden sosyal projelere kadar pek çok konuyu değerlendirdi.

D Ses Gazete Manşet (32)-2

Gündemi ve son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

2026-2025’i aratacak gibi gözüküyor. Ekonomik göstergeler, çevremizde başlayan savaşlar ve AK Parti’nin maalesef kötü ekonomi yönetimi bir araya gelince durum ciddi. Mehmet Şimşek bakan olduğunda üç yıl önce enflasyon yüzde 36-37 civarındaydı, bugün yüzde 33’lerde. O kadar vergi topladılar, emekliye vermediler, asgari ücretliye vermediler, çiftçiye vermediler. Ama enflasyon hâlâ en can alıcı sorunlarımızdan biri.

Kira artıyor, giderler artıyor, kişisel harcamalar artıyor. Hem Türk-İş hem DİSK’in yoksulluk ve açlık sınırı araştırmalarına göre ne emekli maaşıyla ne de asgari ücretle geçinmek mümkün. Asgari ücret 28 bin 75 lira, İzmir’de kaç evin kirası buna denk geliyor? İnsanlar artık tek bir kişinin değil, tüm ailenin çalışmasıyla ancak geçinebiliyor. Tatil planları yapmak hayal. Emekliler zaten torunlarından kaçıyor; Ramazan Bayramı öncesinde kim torununa harçlık verebilecek? Kim sarılabilecek?

Bütçe yönetimi tamamen siyasi tercih meselesi. Hesapsız harcamalar yapıyorsunuz; kamu-özel iş birlikleri, şehir hastaneleri, garanti geçişli otoyollar, dolar garantili projeler… Bunların ödemeleri tıkır tıkır yapılıyor, esnaf siftahsız kepengini kapatıyor, icralarla boğuşuyor. Meslek odalarını gezdik; durum ciddi. Savaş nedeniyle petrol ve enerji fiyatları artacak, savaş bitse bile fiyatlar düşmeyecek.

CHP’nin politika belgelerinde her bayram emeklilere maaş ikramiyesi verilmesi öngörülüyor. AK Parti ise bunu ilk bin lira, sonra iki, üç, dört bin liraya çıkardı. Geçen yıl dört bin lira, bu yıl da aynı rakam, beş bin lira yapamıyorlar. Kaynak bulamıyoruz bahanesi… Geçen ay 456 milyar lira faiz ödendi. Bu iktidar önceliğini esnaf, çiftçi, işçi ve yoksul kesimlerden yana koymadığı için sonuç bu oluyor.

Maalesef düşünmüyor. Yoksuldan oy alıyor ama yoksulluk devam etsin diye oyalıyor. Siyasal iktidar refah artırmak, insanların daha iyi yaşamasını sağlamak için vardır. Ama 24-25 yılın sonunda hâlâ “biz yoksullardan oy alabiliyoruz” diyebilecek kadar pişkinler.

D Ses Gazete Manşet (33)-2

Eyüp Kadir İnan’ın açıklamaları ve sizin hızlı yanıtlarınız gündemde çok konuşuluyor. Siz bu durumu siyaseten nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben şunu söyleyeyim: Konuşarak ve istişareyle her sorun çözülebilir. Önemli olan doğru teşhis ve doğru tedavi. Bir sorunu anlatmanın onlarca yolu vardır; Eyüp Bey’in üslubu da bunlardan biri. Ancak bence bu üslup çok kabul gören bir üslup değil. Daha sakin ve anlaşılır bir üslup, sorunun sahiplenildiğini gösteren bir üslup, işleri daha hızlı çözer.

CHP’li kadın il başkanlarından ortak açıklama: “Mutlak butlan kararını tanımıyoruz”
CHP’li kadın il başkanlarından ortak açıklama: “Mutlak butlan kararını tanımıyoruz”
İçeriği Görüntüle

Eyüp Kadir İnan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Sekreteri olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bunu çok önemsiyorum ve değerli buluyorum. Uzun yıllardır İzmir’de bir bakanımız yok. Millet yetkiyi AK Parti’ye veriyor ama İzmir’e bakanlık düşmüyor. Geçmişte Hamza Dağ önemli bir görev yapıyordu, onunla da diyalog kuruyorduk. Eyüp Kadir İnan’ın genç yaşına rağmen genel sekreter olması İzmir için önemli; bakanlarla, Cumhurbaşkanıyla yakın mesai yapıyor. Bu açıdan İzmir’in sorunlarını çözebilmek için bizimle istişare kurabilecek en yakın figürlerden biri.

Peki sert açıklamalar sorunları çözmede etkili mi?

Hayır, “İzmir'in sorunları kadar sert açıklamalar yapacağız” demek problemi çözmüyor. Ben siyaseti münakaşa değil, müzakere olarak görüyorum. İzmir’in ihtiyacı daha çok diplomasiye, iş birliğine ve müzakereye. Genel iktidar ile yerel iktidar kavga ederse seçmen zarar görür. İnsanlar, siyasetçi kavga etsin istemiyor; sorunlarının çözülmesini istiyor.

Somut örnek verebilir misiniz?

Tabii. Temmuz ortasında Çeşme’de bir su problemi vardı. DSİ ve İZSU arasında eksiklikler vardı. Ben Eyüp Kadir İnan’ı aradım, o da bizi aradı. Kurumları bir araya getirip sorunu çözmeye çalıştık. Medya üzerinden bağırıp çağırmak yerine iş birliği yaptık. Sonuçta kazanan İzmirli, Çeşmeliler ve turizmci oldu.

Siyasette kırmanın, dökmenin seçmene faydası yok. Sahiplenmek, iş birliği yapmak ve müzakere etmek kazandırır. İzmir kazanır. Barajlarımız doldu ve yeterince yağış aldık, ama çözüm odaklı yaklaşım her zaman önceliğimiz.

D Ses Gazete Manşet (31)-2

Yani daha çok diyalog ve müzakere öncelikli diyorsunuz?

Kesinlikle. Sonuçta ne Bakanlık, ne belediyeler kimsenin şahsi malı değil; bunlar kamusal görevler. Bakanlıklar iktidarda olanların, belediye başkanlarımız da İzmirli’nin oyuyla seçilmiş kişiler. Hepimizin ortak amacı İzmir’e hizmet etmek.

Peki, bu yaklaşımın pratikteki etkisi ne oluyor?

Ortak akılla sorunları çözmek gerekiyor. Eksik göstermek bir şeydir, eksik gösterip çözüm önermek başka bir şey. İzmir’de siyasi hayatım boyunca gördüm ki, yardımlaşma ve iş birliği her zaman daha karşılık buluyor. Eleştiriler nezaket içinde yapılırsa, sorunlar daha hızlı çözülüyor. İzmir’in ihtiyacı da daha fazla diyalog, konuşmak ve masa başında “bu senin problemin, bu benim problemim” demeden “bizim problemimiz” diyerek çözmek.

Evet, bunu yapacağımızı ve önümüzdeki günlerde somut sonuçlarını göreceğimizi düşünüyorum. İzmir de bunu bekliyor, biz de bunu yapacağız.

Sayın Arslan, İzmir’in bazı taşınmazlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi gündemde. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Mesela üç taşınmaz var. Bunlar yerel sermayedir; biri meslek fabrikası, biri gasilhane, biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kullandığı egemenlik binası. Bunlar İzmir’in malı. Ancak Adalet ve Kalkınma Partili yetkililer açıklama yapıyor, diyorlar ki “Vakıflar Genel Müdürlüğü milletin malı değil mi?” Ama durum aynı değil. İnsanlar kendilerini yerele daha yakın hissediyor çünkü yerel hizmetler doğumdan ölüme kadar uzanıyor.

Yani buradaki problem, hizmetin erişilebilirliği mi?

Evet, doğru. Ankara’dan, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden bazı belgeler karıştırılarak, tapu müdürlükleri aracılığıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden taşınmazların alınması İzmir’in refleks göstermesine yol açıyor. Biz de bunu doğru bulmuyoruz. Sonuçta bugün belediye başkanlığı İzmir’in. Bu taşınmazlar İzmir’in yerel sermayesidir ve İzmirlinin vergisiyle yapılmış yerel mallardır.

Geçmişte benzer durumlar yaşandı mı?

Evet, geçmişte de yaşandı. İl özel idareleri kapandığında, İzmir’in yerel sermayesinin önemli bir kısmı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne verilmedi. Örneğin Balçova Termali verilmedi. Bozdağ’daki tesisler de öyle. Bunlar İzmir’in yerel mallarıydı; yani İzmir’e ait olması gereken kaynaklardı ama verilmedi.

Peki, şu anki üç taşınmazın durumu nedir?

İzmir’in üç taşınmazı var; meslek fabrikası, egemenlik binası ve gasilhane. Bunlardan meslek fabrikasına 4,5 milyon İzmirli hizmet alabiliyor; oy tercihi ne olursa olsun. Ama bunları bir üniversiteye verirseniz, herkes hizmet alamayacak. Bu doğru değil. İzmir’in yerel sermayesi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde kalmalı.

Peki, bu konuda belediyeler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında resmi belgeler veya yazışmalar var mı?

Evet, var. Meslek fabrikası ve egemenlik binası ile ilgili Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ın yayınladığı belgeler, gazete ilanları ve yazışmalar mevcut. En son 2007’de istenen bir bedel var ve bunlar İzmir’in ödemesiyle yapılmış binalar. Dolayısıyla bunları almak doğru değil ve biz bunu doğrulamayız.

D Ses Gazete Manşet (29)-2

İzmir’de siyaset gündemi sık sık hükümetin blokajları yüzünden şekilleniyor iddiaları var. Sizce bu konular arasında İzmir’i en fazla yaralayan nedir? Meslek fabrikası örneğini verdiniz ama genel olarak neler öne çıkıyor?

Şöyle söyleyeyim: Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir toplantıda “Belediyeleri silkeleyin” demesi doğru bir adım olmadı. Belediye başkanlıkları doğumdan ölüme kadar hizmet sunar; oy versin vermesin herkes yararlanır. Siz imkanlarını kısıtladığınızda, hem belediyeleri hem de size oy veren seçmeni cezalandırmış oluyorsunuz.

Örneğin SGK vergi boşları o döneme kadar 90 milyar civarındaydı. Ama özel sektör de benzer yükümlülüklerini yerine getirmemiş. Buna rağmen belediyelere “silkeleyin” deniyor; mali açıdan kıskaca alınıyorlar. Bu, gerçekten yaralayıcı. Çünkü bu kentte CHP olarak büyükşehir ve 28 belediyeyi kazanmış olabiliriz, ama diğer partilere oy vermiş seçmenlerimiz de var. Onları cezalandırıyorsunuz.

Bu durum belediyelerin hizmet kapasitesini etkiliyor mu?

Kesinlikle. İş yapamayan, sorun çözemeyen bir belediyenin seçmene faydası olamaz. Asıl yaralayıcı olan da bu: kendi belediyelerinize farklı uygulamalar yapıp Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri kıskaca almak. Daha makul bir yol ve yöntemle vergi borçları ve sigorta primleri tahsil edilmeli. Belediyelerin cezalandırılması, dolayısıyla vatandaşın da cezalandırılması anlamına geliyor.

Urla’daki Demircili Koyu ile ilgili bir önerge vermişsiniz. Bu önergenin geri dönüş süresi var ama sizce nasıl olacak? Ne bekliyorsunuz?

İlginç bir şekilde oraya bir gemi gelmiş ve kimse fark etmemiş. Gemi karaya oturmuş, makine dairesi yok. Urla, İzmir’in en güzel yerlerinden biri; doğası, yeşili, denizi çok kıymetli. Böyle bir koyda gemi parçalanmasına izin verilemez. Birinci derece arkeolojik sit alanında gemi parçalamak yasak; bu işler sadece lisanslı tersanelerde yapılabilir. Peki, bu gemiyi oraya kim getirdi, sahibi kim, ne taşıyor? Hiçbir tespit yok.

Amacımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görevini hatırlatmak. Bu, sadece Urla halkının sorunu değil, hepimizin sorumluluğu. Gemi parçalanırsa büyük bir çevre faciası olur. Biz soru önergesi verdik ve basın aracılığıyla konuyu gündemde tutuyoruz.

Çok net bir cesur cevap beklemiyoruz. Ama soru önergelerimizle konuyu takip ediyoruz. AK Parti’nin çevre konusundaki geçmişini biliyoruz; Akbelen Ormanları, Kaz Dağları, İliç ve Soma’daki çevre faciaları ortada. Bu nedenle sürekli gündemde tutmak zorundayız.

Peki, bu önerge ile neyi amaçlıyorsunuz?

Amacımız sürdürülebilir çevre ve doğru planlamayı hatırlatmak. Urla’daki marina genişlemesi, Seferihisar’daki projeler… Hepsi para odaklı değil; ekolojik düzen, halkın rızası önemli. Rıza üretmediğiniz hiçbir işte başarı olmaz. AK Parti’nin İzmir’de bu rızayı üretmeye ihtiyacı var ama yaptığı işlerle bunu göremiyoruz. Bu yaklaşım eksik olursa kent zarar görür.

Kaynak: HABER MERKEZİ