GÜMÜŞ TSUNAMİ KIYILARIMIZA ULAŞIRKEN: YAŞLILIK, YOKSULLUK VE KADININ GÖRÜNMEZ YÜKÜ

Her yıl 18-24 Mart tarihleri arasında "Yaşlılara Saygı Haftası"nı kutluyor, büyüklerimizin ellerinden öpüyor ve onlara ne kadar değer verdiğimizi hatırlıyoruz. Ancak süslü kelimelerin ve romantik kutlamaların arkasında, hem küresel çapta hem de Türkiye özelinde yüzleşmekten kaçındığımız, kıyılarımıza usulca ama güçlü bir şekilde ulaşan bir gerçek yatıyor: Dünya hızla yaşlanıyor ve biz bu "Gümüş Tsunami"yi nasıl karşılayacağımızı henüz tam olarak bilmiyoruz.

Yaşlanmak, salt biyolojik bir süreç ya da takvim yapraklarının eksilmesi değildir; aynı zamanda derin bir sağlık, ekonomi ve sosyal politika meselesidir.

TÜİK verileri, Türkiye’nin artık "hızla yaşlanan" bir ülke olduğunu yüzümüze vuruyor. Nüfusumuzun yaklaşık %11’i, yani 9,5 milyona yakın kişi 65 yaş ve üzerinde. Peki, bu uzun ömür bize ne vaat ediyor? Refah ve huzur mu, yoksa derinleşen bir yoksulluk, hastalık ve ayrımcılık mı?

Tablo maalesef pek iç açıcı değil. Bugün ülkemizde yaşlı nüfusun yaklaşık %20–25’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riskiyle burun buruna. Emekli gelirlerinin yetersizliği, yüz binlerce insanı ileri yaşlarında güvencesiz iş gücü piyasasına itiyor. Diğer yanda, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre küresel çapta her iki kişiden biri yaşlılara karşı ayrımcı (ageism) bir tutum içinde. Bu ayrımcılığın yarattığı dışlanma, sadece ahlaki bir zafiyet değil, kardiyovasküler hastalıkları ve depresyonu tetikleyen devasa bir halk sağlığı krizidir.

Konunun en can alıcı noktalarından biri ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaşlılıkta ulaştığı boyuttur. "Yaşlılığın kadınlaştığı" bir gerçektir. Bugün yaklaşık 1,8 milyon yaşlı birey evinde yalnız yaşamaktadır ve yalnız yaşayan yaşlıların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır.

Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor, evet. Ancak bu uzun ömür, sağlıklı bir ömür anlamına gelmiyor. Türkiye’de ortalama yaşam beklentisi yaklaşık 78 yıl. Erkeklerde bu süre yaklaşık 75,5 yıl, kadınlarda ise 81 yılın üzerine çıkıyor. Ancak "sağlıklı yaşam beklentisi" yaklaşık 56–60 yıl aralığında kalıyor.

Bu şu anlama geliyor: Bugün doğan bir kız çocuğu yaklaşık 81 yıl yaşayacak, ancak bunun yalnızca yaklaşık 56 yılını sağlıklı geçirecek. Aradaki yaklaşık 25 yıllık süre; hastalıkla, bakım ihtiyacıyla ve başkalarına bağımlılıkla geçen uzun bir yaşam evresini ifade ediyor. Erkeklerde ise bu süre yaklaşık 16–17 yıl düzeyindedir.

Aktif yaşlanma göstergeleri, erkeklerin kadınlara kıyasla daha yüksek puanlara sahip olduğunu ve daha aktif bir yaşlılık süreci geçirdiklerini ortaya koymaktadır. Kısacası sistem, kadına daha uzun ama çoğu zaman daha sağlıksız, daha yoksul ve daha yalnız bir yaşlılık sunmaktadır. Üstelik kurumsal bakım hizmetlerinin sınırlı olması nedeniyle, bu bakım yükü çoğunlukla yine kadınların (kız çocukları ve gelinler) görünmeyen emeğine bırakılmaktadır.

OECD ülkelerine baktığımızda, Danimarka ve Hollanda gibi güçlü sosyal devlet ve bakım modellerine sahip ülkelerde yaşlı yoksulluğunun yaklaşık %5–7 aralığında tutulabildiğini görüyoruz. Türkiye olarak biz, bu yol ayrımının tam ortasındayız. Kıyılarımıza vuran bu dalgayı bir krize dönüştürmek de, onu yönetip toplumsal yapımızı güçlendirmek de bizim elimizde.

Türkiye içinde de bölgeler arasında aktif yaşlanma ve yaşlı refahı açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle tek tip politikalarla bu süreci yönetmek mümkün değildir. Artık yaşlılığı bir "yük" olarak görmekten vazgeçmeli; cinsiyetler arası bu bakım uçurumunu kapatacak "aktif ve sağlıklı yaşlanma" politikalarını hayata geçirmeliyiz. Sağlık altyapımız ve sosyal güvenlik sistemimiz, eşitlikçi bir perspektifle, yaşlıların kendi evlerinde bağımsız kalabilmelerini sağlayan "yerinde yaşlanma" stratejilerine uygun olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Unutmayalım; bugün yaşlılar için kuramadığımız o adil, sağlıklı ve güvenli sistem, yarın bizim de içine düşeceğimiz boşluğun kendisi olacaktır.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'G-PPV6YT9CVE');