Olağanüstü dönemde olağanüstü dayanışma
İzmir, yaşanan zorluklara rağmen dayanışmanın ön plana çıktığı bir şehir. 30 Ekim 2020’de yaşanan büyük depremde, resmi ekipler bölgeye ulaşmadan önce mahalle sakinleri arama-kurtarma çalışmalarına katıldı, yiyecek ve barınma desteği sağladı. “Biz İzmir” platformu ve mahalle inisiyatifleri, afetzedelerin ihtiyaçlarını hızla karşılamak için organize oldu.
Pandemi döneminde de İzmir’in dayanışma refleksi çok ilginçti. STK’lar, yaşlılar ve diğer dezavantajlı gruplar için alışveriş ve maske desteği sağladı, hastanelere tıbbi malzeme ulaştırdı. Sosyal medya üzerinden örgütlenen gönüllü ağlar, ihtiyaçların hızlı bir şekilde paylaşılmasını ve koordinasyonunu mümkün kıldı.
Orman yangınları döneminde ise halk ve yerel işletmeler, sahadaki ekiplerin su, yiyecek ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamak için seferber oldu. Yanan ormanlar karşısında oluşan çaresizliğe rağmen, İzmirli gönüllüler sahaya çıkarak lojistik destek sağladı ve yangın bölgelerindeki insanlar için hayatı kolaylaştırdı.
Bu örnekler, İzmir’in yalnızca doğal afetler karşısında değil, ekonomik ve çevresel krizler karşısında da toplumsal direncini koruduğunu ve örgütlenme kapasitesinin güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
İzmir’in geleceği için iş birliği şart
İzmir Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri. İktidar, ya da merkezi otorite İzmir’i sadece muhalif bir şehir olarak görmemeli. İzmir sadece muhalif bir şehir değil. Ekonomik büyüklüğü, stratejik konumu, kültürel zenginliği, eğitim altyapısı ve sosyal dinamizmi ile Türkiye’nin kalkınmasında önemli bir rol üstleniyor. İktidarın şehri bu sorunlar karşısında yüzüstü bırakması, karşıdan çırpınmasını seyretmesi akıllıca olmaz. Diğer yandan, İzmir’in seçilmiş yerel yönetimleri de daha akılcı, şeffaf, hesap verebilir, izah edilebilir politikalar geliştirmek zorundalar. Özellikle belediyelerin seçmenin kendilerine sadece yaşam tarzını koruma endişesi ile değil şehri yönetmedeki yetkinliklerine olan inançları ile de oy vermesini sağlayacak bir çalışma tarzı geliştirmeleri gerekir.
Merkezi yönetim (hükümet) ve belediyeler, İzmir gibi afetlere yatkın, hızlı büyüyen bir şehri ele alırken, siyasi rekabeti bir kenara bırakıp iş birliğine odaklanmalı. Son yıllardaki deprem, sel, yangın ve mali krizler, tek taraflı çabaların yetersiz kaldığını gösterdi. Özellikle 2020 depremi sonrası kentsel dönüşümün yavaşlaması veya orman yangınlarında koordinasyon eksiklikleri dikkat çekti.
Doğa, ekonomi ve siyaset İzmir’e aynı anda yüklendi ve şehri yaraladı. Bununla birlikte İzmir geçmişte bunlardan çok daha büyük sorunlarla sınanmış ama ayakta kalabilmiş bir şehir. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler, siyasi hesapları bir kenara bırakıp ortak akılla hareket ettiğinde, bu olağanüstü dönemden daha güçlü, daha dirençli ve daha umut dolu bir İzmir doğabilir.