Bir önceki yazım ilgililerine ulaşmış, bazılarının gözüne de bizzat kendim soktum tabi. Bak dedim, adın yok ama “oku” dedim. Yaptığı yanlıştan dönmek yerine benimle selamı sabahı kesenler oldu. Teşekkür ederim, ben bir küçük olarak yaptıklarınızdan dolayı elinizi sıkmaktan utanırken, sıkmamak için kaçacak yer ararken beni büyük bir yükten kurtardınız. Genç kız radarlarının elini sıkmak, emeğini sömürdüğü birinden para kaçıran bir eli sıkmak…Allah bundan sonraki hayatım için de bizleri uzak tutsun. Benimle olan fotoğraflarınızı silmişsiniz, beni takipten çıkmışsınız…kaç yaşından sonra ilkokul kafasına dönülüyor söyleyin de balık, kabak çekirdeği, ceviz ne varsa beyne iyi gelen yiyelim şimdiden. Tabi, rakısız yiyelim de etkisi olsun o ayrı…
Bunun dışında İzmir denizi gibi biraz çalkantılı şu sıralar farkındasınızdır, İzmir’de herkes “Gazetecilik bitti” diyor. İzmir’de gazetecilik bitmedi. Alıştığınız gazetecilik bitti. Bazıları için bir devrin sonu başlıyor. Artık kimse tehditlere, itibar suikastlarına, boyun eğmiyor tabi. E neden eğsin? Değişik neyin haberini yapıyorsunuz ki? Maksimum tehdit ettiğiniz insanların bültenlerini girmiyor, etkinliklerine muhabir göndermiyorsunuz. Çok büyük tepki, alkışlıyorum. Çok yer yandı.
Üç gün sonra bir başka gazeteden bir başka haber okuyoruz. “Bir medya patronunun tehdit mesajlarına karşılık vermeyen üst düzey bürokrat hakkında itibar suikasti başlatılmış. Bunun sonucunda da bürokrat gazeteciyi savcılığa vermiş” Artık hangi biri bunu yapan gazeteci bilemem… O kadar çok var ki. Gençler arasında konuşulan 3 favori isim var ama ben de isim vermeyeyim şimdi hiç kimseyi kırmak istemem.
Daha ne skandallar çıkacak bilemem şimdilik, şimdi vereceğim fikir kuyunuzu kazmak gibi de olmasın ama…
Sayın belediyeler, burada iş biraz da size düşüyor esasen. Belediye Başkanlarım, binbir emeğiniz yorgunluğunuz var. Özellikle İzmir gibi bir bölgede yerel istihdam yaratmak da en başarılı olduğunuz işlerden. Acaba bazı kriterler mi koysanız yerel gazetelere? Mesela, işçisini (fikir) sosyal haklardan mahrum bırakmayan, maaş veren, 2 hafta çalıştırıp bomboş bırakmayan, sözlü ve ya fiziksel tacizde bulunmayan, “kurumu” stajyer doldurup 5 parasız “eğitim” adı altında su bile vermeden her gün çalıştırmayan, mesaili çalışmasına rağmen her ay zorla “mesaisiz çalıştım” evrakı imzalatmayan kurumları tespit edip onlarla mı çalışsanız? Onlarla mı kontak kursanız? Tamam biliyorum bunları denetleyen kurumlar zaten var ama neticesinde hükümet kurumları bunlar. Daha yerel istihdam var edilsin isteniyorsa, sizlerde çalışacağınız kişileri iyi bir süzgeçten geçirmelisiniz. Sizler farkında olmadan bu türlere prim verdikçe, sizin asıl haberlerinizi yapan, sizi takip eden, özellikle seçim zamanı yanınızda ciğerinize soluk olan esas fikir işçilerini yıpratmış oluyorsunuz. Yaz kapıdayken temizliğe başlasak mı? Ben bunun bir gün olacağına mutlaka inanıyorum. İlk çağrısını SES Gazete üzerinden benim yapmış olmamdan da gurur duyuyorum.
Eskiden bize, Radyo ve Televizyon okuyorum diyince “bitirince anten mi olacaksın?” diye espri yaparlardı. Ben teklifimle, yazıklarımla yeterince “anten” oldum sanırım. Artık kimisine ‘her şeye atlayan’ olarak anten, kimisine başka türlü anten. Kim hangisini almak isterse.