Uluslararası siyaset, insanlık tarihinin belki de en karanlık en aciz döneminden geçiyor.
Siyaset hiç bu kadar ayağa düşmemiş, ciddiyetini hiç bu kadar kaybetmemişti.
Kuralların ve kurumların yoksayıldığı bu yeni düzende; hak ve hukuk yerini tamamen paranın gücüne ve kaba kuvvete bıraktı.
Bu da dünyayı tarihin en öngörülemeyen ve en güvensiz zeminine itti.
Bunu da yapanbir TV şovmeni.
Bu TV şovmeni dünyayı öngörülemeyen bir karanlığa sürüklüyor.
Bu sürüklenişin arkasındaki asıl sebep, dünyayı bir realite şov setine çeviren Donald Trump’tan başkası değil.
Trump, devlet adamlığını basit bir al-ver pazarlığına, ittifakları ise her an iptal edilebilir birer ticari aboneliğe indirgedi.
Dünyanın sözde süper gücünün, sözde güçlü liderinin maskesi ise İngiltere Kralı Charles’ın ziyaret tarihi özellikle seçilmiş olduğu belli olan ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü kapsamındaki son ziyareti ile düştü.
Bu ziyaret, Trump’ın aslında dünyayı yöneten bir lider değil,
Sadece “kralın soytarısı” olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardı.
Siyasi ciddiyetin yerini alan bu trajikomik tablo, diplomasinin bittiği ve gücün sadece bir gösteri aparatına dönüştüğü bu aciz dönemin en net tescili oldu.
Kral Charles’ın, Trump’ın gözünün içine baka baka söylediği “Biz olmasaydık, şimdi Fransızca konuşuyor olurdunuz.” sadece tarihsel bir anekdot ya da masum bir espri değil;
“Efendi’nin” , “Soytarısı”na gerçek yerini hatırlatmasıydı.
Charles Trump’a bir devlet başkanı gibi değil, sarayın eğlenmesi için oraya getirilmiş bir “soytarı” muamelesi yaptı.
Ancak geceye damga vuran asıl detay ise Charles’ın, Trump’a bir çan hediye ederken, "Bize ulaşmanız gerekirse, sadece çanı çalın ifadesiydi.
Bu hamleyle Kral, aslında Trump’ın kurguladığı o "aykırı ve güçlü lider" imajıyla dünyayı titrettiğini sanan bir figüre,
"Sen ancak biz izin verdiğimiz sürece o koltuktasın ve başın sıkıştığında yine kapımızı çalacaksın" demiştir.
Yani düzenin kurucusu değil, düzenin basit bir figüranı olduğu yüzüne acımasızca vurulmuştur.
Gerçekten de bugüne kadar dünya siyasetini pazusunu göstererek pervasızca dizayn eden Trump, bu sözler karşısında bir sit com bölümünün finalinde rezil olan o sakar karakter gibi kameralara bakakalırken, “sahibine” tek bir laf bile edememiş, aldığı bu ağır mesaj karşısında sessizliğe gömüldü.
Kral Charles’ın Trump’a sunduğu o meşhur “Bize ihtiyacınız olduğunda çalmanız yeterli” sözüyle mühürlenmiş çan hediyesi, sadece haddini aşan bir soytarıya had bildirmekten çok daha derin bir itirafı da barındırmaktadır.
Bu ifadeler, aslında bugün dünyayı saran kuralsızlığın, siyasal ucuzluğun ve stratejik kaosun iplerinin gerçekte kimlerin elinde olduğunun sembolik bir tescilidir.
O çan, Trump gibi popülist figürlerin sadece sahne önündeki gürültücü aktörler olduğunu;
Gazze’deki soykırımın, İran üzerindeki bitmek bilmeyen gerilim senaryolarının ve dünyada durmadan akan kanın asıl sorumluluğunun, sadece sahnede bağıran bu “şovmen” figürlerin değil, o aktörlere ne zaman ve nasıl yapacaklarını fısıldayan perdenin arkasındaki “vesayet odaklarının olduğunu ispat etmektedir.
Sonuç olarak bu ziyaret, küresel siyasetin bir devlet yönetme sanatı olmaktan çıkıp, eski dünyanın vesayetçi aklı ile yeni dünyanın popülist gürültüsü arasında kurulan karanlık bir suç ortaklığına dönüştüğünü tescillemiştir.
Bu diplomatik manevra ile aslında maskeler düşmüş ve Kral, soytarısına oyunun kurallarını bir kez daha hatırlatmıştır.