Bazı dönemler vardır; bir kişi üzerinden aslında bir rejim tartışılır.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden yaptığı erken seçim çağrısı, yalnızca siyasal bir çıkış değildir. Bu çağrı, sandığın meşruiyeti ile yargı süreçlerinin siyasal alan üzerindeki etkisi arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmemizi gerektiriyor.
Demokrasilerde siyasal meşruiyetin asli kaynağı sandıktır.
Yargı ise hukuk kuralları çerçevesinde denetim yapar; siyasal rekabetin yerine geçmez.
Buradaki temel soru şudur:
Seçilmiş bir kamu görevlisinin özgürlüğünden mahrum bırakılması yalnızca bireysel bir tedbir midir, yoksa temsil ettiği seçmen iradesine de dokunan bir sonuç mu doğurur?
Ceza muhakemesi hukukunun temel ilkesi açıktır:
Tutuklama bir cezalandırma yöntemi değildir. İstisnai bir koruma tedbiridir. Ölçülülük ve zorunluluk kriterlerine bağlıdır.
Seçilmiş bir belediye başkanının tutuklu yargılanması, doğal olarak sadece bir dosya meselesi olarak algılanmaz. Bu durum, demokratik temsil ilkesini de etkiler. Bu nedenle böylesi süreçlerde hukuki değerlendirme kadar, kamusal güven duygusu da önemlidir.
Bir siyasetçi ve Avukat olarak ise şuna inanıyorum:
Siyasal iddialar sandıkta yarışmalıdır.
Demokrasi, güçlü olanı zayıflatma sistemi değil; güçlü olanla yarışabilme cesaretidir.
Erken seçim çağrısının sembolik anlamı da buradadır:
“Kararı millet versin.”
Demokratik sistemler, rekabetten çekinmez.
Rekabeti daraltarak değil, genişleterek güçlenir.
Bu çerçevede, yargılama süreçlerinin tutuksuz devam etmesi; hem hukuk devleti ilkeleri hem de demokratik temsil bakımından daha sağlıklı bir zemini mümkün kılacaktır. Bu, herhangi bir ayrıcalık talebi değil; ölçülülük ve özgürlük lehine yorum ilkesinin doğal sonucudur.
Bugün mesele bir isim değildir.
Mesele, Türkiye’de siyasal meşruiyetin kaynağının ne olduğudur.
Kararı sandık mı verecek, yoksa süreçlerin yarattığı fiilî sonuçlar mı?
Tarih, bu soruya verilen cevabı kaydeder.
Bu noktada ilkesel bir duruşu açıkça ortaya koymak gerekir:
Anayasa’nın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen hükümleri ile ceza muhakemesinin ölçülülük ve istisnailik ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, tutuklama tedbirinin zorunlu hâller dışında uygulanmaması esastır. Seçilmiş kamu görevlileri söz konusu olduğunda bu değerlendirme, yalnızca bireysel özgürlükle sınırlı kalmaz; demokratik temsil hakkını da doğrudan etkiler.
Bu nedenle Ekrem İmamoğlu’nun ve tutuklu bulunan tüm belediye başkanlarının yargılamaları tutuksuz olarak sürdürülmek üzere derhal serbest bırakılması; hukuk devletinin kendi ilkelerine sadakatinin, demokratik meşruiyetin korunmasının ve sandığın belirleyici rolüne duyulan saygının doğal bir sonucudur.
Demokrasi, güçlü olanı dışlayarak değil; güçlü olanla hukuk içinde yarışarak büyür. Eğer siyasal meşruiyetin kaynağı millet iradesi ise, bu iradenin serbestçe tecelli edeceği zemini daraltmak değil genişletmek gerekir.