İzmir'de zaman zaman kalabalık yürüyüşlere, sloganlara ve protestolara tanık oluruz. Ancak 22 Temmuz akşamı Pasaport İskelesi'nden başlayıp Alsancak İskelesi'nde sona eren yürüyüş, alışılmış eylemlerden farklı bir görüntü sundu. Bu kez ne megafonlar vardı ne de yüksek sesli sloganlar. Kalabalığın ortak dili sessizlikti.
Yüzlerce kişi, siyah kıyafetler içinde, ellerinde üzerinde kırmızı bir pati izi bulunan siyah balonlarla yürüdü. Balonların üzerinde tek bir cümle yazıyordu: "Bir Can Eksildi." Bu dört kelime, yürüyüşün bütün sembolizmini özetliyordu.
Katılımcıların önemli bir bölümünü orta yaşlı kadınlar oluşturuyordu. Aralarında erkekler de vardı ancak sayıca azınlıktaydılar. Birkaç kişi evcil köpekleriyle yürüyüşe katılmıştı. Siyasi parti bayrakları, örgüt flamaları ya da sert sloganlar yoktu. Bu bilinçli bir tercihti. Organizatörler, siyasi kimliklerden uzak durarak yalnızca yaşam hakkı ve hayvan hakları ekseninde bir mesaj vermeyi amaçlamıştı.
Toplanma noktası Kantar Polis Karakolu önüydü. Yaklaşık 70 metre uzunluğunda bir kortej oluşturuldu. Yürüyüşçülerin arkasından yaklaşık 15-20 çevik kuvvet polisi yürüyüşe eşlik etti. Herhangi bir gerginlik yaşanmadı. Güzergâh boyunca vatandaşların da yürüyüşü sakin bir şekilde izlediği görüldü.
Alsancak İskelesi önünde yapılan basın açıklaması da yürüyüş kadar dikkat çekiciydi. Konuşmacı Alev İldeniz, "Bugün burada yalnızca yürümek için toplanmadık. Sesi duyulmayanların sessizliğine ses olmak için buradayız." sözleriyle başladı. Açıklamanın merkezinde "yaşam hakkı", "merhamet", "vicdan" ve "birlikte yaşama kültürü" kavramları vardı.
Konuşmada özellikle iki vurgu öne çıktı. Birincisi, yürüyüşün herhangi bir siyasi parti, dernek veya vakfı temsil etmediği; gönüllülerin ortak vicdanıyla düzenlendiği mesajıydı. İkincisi ise, "Sessizliğimiz teslimiyet değildir. Sessizliğimiz vicdanın en gür sesidir." ifadesiydi. Gerçekten de bu yürüyüşte özellikle slogan atılmadı. Sessizlik, burada bir protesto biçimi olarak kullanıldı.
Yıllardır sokakta yaşayan kediler ve köpeklerle ilgilenen gönüllüler biliyor ki yalnızca bu canlara mama vermek çözüm değil. Tabii ki bunları toplayıp, son derecede elverişsiz koşullarda hapsetmek de değil. Kalıcı çözüm; kısırlaştırmayı, kayıt altına almayı, tedaviyi, sahiplendirmeyi ve sorumlu yerel yönetim ve merkezi yönetim anlayışını birlikte gerektiriyor. Bu nedenle bugün yapılan yürüyüşü yalnızca bir protesto olarak değil, aynı zamanda toplumun önemli bir kesiminin "Bizi de dinleyin." çağrısı olarak da okumak gerekiyor.
Yürüyüşe katılanlar öfkeli ve agresif değillerdi. En azından bugün için sessizliği bir protesto biçimi olarak benimsemişlerdi. Siyah giysiler içindeki insanlar, ellerinde siyah balonlarla yürüdüler ve basın açıklamasını sessizce dinlediler. O siyah balonların üzerindeki "Bir Can Eksildi" cümlesi, o canla birlikte, toplumsal vicdan da bir parçanın koptuğunu ima ediyordu.
Etkileyici ve iyi organize edilmiş bir yürüyüştü. Ama iş burada bitmiyor. Yine de bundan sonraki aşamada hem hayvan hakları savunucularının hem de kamu yöneticilerinin bu hassas konuda birbirleri ile iş birliği yapmasına ihtiyaç var. Bu sorun; yalnızca yürüyüşlerle, sloganlarla ya da duygusal tepkilerle çözülemez. Aynı şekilde, bilimsel temeli ve uygulanabilirliği olmayan idari kararlar da kalıcı sonuç üretmez. Türkiye'nin ihtiyacı, tarafların birbirini suçlaması değil; ortak akılla geliştirilecek sürdürülebilir politikalar üretmesidir.
İzmir, yıllardır sokak hayvanları konusunda Türkiye'nin en duyarlı kentlerinden biri olarak biliniyor. Bu duyarlılığın güçlü bir iş birliğine dönüşmesi gerekiyor. Belediyeler, veteriner odaları, gönüllüler, üniversiteler ve merkezi idare ortak bir zeminde buluşmadıkça aynı tartışmaları yaşamaya ve birbirimizden uzaklaşmaya devam edeceğiz.
Pasaport'tan Alsancak'a uzanan bu yürüyüş, belki yasaların ve uygulamaların hemen değişmesini sağlamayacak. Ama bu yürüyüşün toplumun önemli bir kesiminin vicdanına dokunduğu da inkâr edilemez. Asıl mesele bundan sonra başlıyor. Çünkü sokak hayvanları sorunu ne yalnızca vicdanla ne de yalnızca güvenlik kaygısıyla çözülebilir.
Çözüm; bilimsel veriler, etkin kısırlaştırma politikaları, sorumlu yerel yönetimler ve toplumsal uzlaşmanın aynı zeminde buluşmasından geçiyor. Sessizlik görevini yaptı. Şimdi konuşma sırası, çözüm üretmesi gereken kurumlarda.