Suça Sürüklenen Değil "Bize Benzeyen" Çocuklar

Öncelikle çocuklarını, sevdiklerini kaybeden herkese başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullara düzenlenen saldırılar sonrası Türkiye çocuklarını kaybetmenin acısıyla şoke olmuş durumda. Her yerde bu olayın yankıları sürerken, Ankara’da Adana’da çocuklar birbirini bıçaklıyor, İstanbul’da metroda tabancalı çocuklar görülüyor, Mersin’de okula silahla girmeye çalışan bir çocuk yakalanıyor.

Peki, bu ‘suça sürüklenen çocukları’ gerçekten bacağından tutup sürükleyen şey ne biliyor musunuz? PUBG!

Yaşıtlarım şu an ağız dolusu bir şeyler söyledi, hissettim. Suçlu aramaya çalışanlar, kendine sorumluluk almayanlar bir “oh” çekti, onu da hissettim. Peki, olayın aslı gerçekten video oyunları ve sosyal medya mı?

İnternetin içine doğmuş; internetin büyümesini, kapıda boyumu ölçer gibi adım adım takip eden biri olarak söyleyeceğim şimdi bunları. Daha 4 yaşında Perşembe günlerinin Kurtlar Vadisi gecesi olduğunu çok iyi biliyordum. Yine aynı yıllarda savaş ve strateji oyunları ilgimi çok çekerdi. Age of Empires, Call of Duty, Half Life favori oyunlarımdandı. PUBG falan bunların yanında tırt kalır. 6 yaşında korku filmlerine bayılırdım, yasak olması cezbederdi muhtemelen. 10 yaşında Taekwondo’ya gidiyordum. Büyüdüğüm yer dolayısıyla ve muhtemelen yapım gereği hırçın biriydim. Ergenlik de üstüne eklenince bir şekilde yorucu bir çocuktum muhtemelen. 12 yaşında internette girip çıkmadığım yer yoktu. Tercih etmediğim yerler vardı evet ama benim seçimimdi. 15 yaşında sosyal medya ve internet sayesinde binlerce fikir ve insan tanıdım. Saldırgan fikirler ve insanlar da vardı bunların içinde eğitici öğretici olanlar da.

Babam bana nişan almayı öğretti. Evimizde ruhsatlı silah vardı. Yerini de bilirdim. Ama bir kez olsun elime alıp oynayayım demedim. Annem bana “sakın birinin hayatına kastetme” diye özel bir konuşma da yapmadı.

Lisede asosyal bir çocuktum. Tüm bunlara rağmen, ne psikolojim toparlanamayacak kadar bozuldu, ne şiddet yanlısı oldum, ne herhangi birinin hayatına ciddi ciddi kastetmeyi düşündüm. Ne internette insan parçalarına ilgi duyanlarla takıldım; ne dizi, film ve oyunlarda gördüklerimi hayatıma uyarlayayım dedim.

Ben dışarıda da oynadım, kavga da ettim, yasak olan şeyleri de yaptım. Ben çocuktum, çocuk oldum. Ergendim, ergenlikler yaptım. Ailevi problemlerim de oldu, kendimi yalnız hissettiğim zamanlar da oldu, tek başıma kaldığım zamanlar da, yanlış arkadaşlıklar edindiğim zaman da.

Ama hiçbir zaman okulumu basayım, birilerine ciddi zararlar vereyim, kötülükler yapayım, insanlara acı vereyim diye düşünmedim, bunu eğlenceli bulmadım. Neden? Halbuki onlar da benim gibi sosyal medyada, şiddet içeren oyunlara maruz kaldılar. Onlar erkek ben kadınım diye mi olay? Hayır, sosyal medyada ortaya çıkan detaylarda bu grupların içinde kadınların da var olduğu görülüyor. Ben bu saydıklarımın hiç etkisi yok demiyorum, tabi ki etkiliyor ama asıl mesele bu mu?

Bu durumda şu soruyu sormak zorundayız: Ben ve benim çevremdekiler bu kadar şiddet üretmezken, bugün çocuklar neden silahlarla okullara giriyor?

Mesele PUBG değil. Mesele sosyal medya da değil. Ben de o dünyanın içinden geldim. O yüzden meseleyi yalnızca dışarıdan izleyen biri gibi konuşmayacağım.

Bunlar sadece koskoca bir zincirin küçük bir halkası.

Değişen eğitim sistemine bakın, değişen ekonomiye, değişen sağlık sistemine bakın. Kocaman bir zincir aslında. Mesela, değişen eğitim sistemi. Çocuklara saygıyı, hoşgörüyü, empatiyi öğretmeyen bir düzen var artık. Otoriteyi “korkulacak” ya da “hiçe sayılacak” bir şeye dönüştürüyor. Çocuklarda okulun bir değer üretmediği fikri var çünkü çocuk bakıyor: üniversite mezunu abileri, ablaları işsiz, mutsuz. Hayata tutunamıyorlar, “o zaman okul ne işe yarıyor?”

Sonra ekonomi geliyor. Aileler gergin. Geçim sıkıntısı var. Evde huzur yok. Çocuk bunu görüyor. Ya da tam tersi ekonomik sıkıntısı olmayan çocuk her şeyin kendi hakkı olduğunu sanıyor, çünkü her şeyi satın alabiliyor. İki uç örnek ama sonucu aynı: Dengesizlik.

Çocuk sosyal medyaya giriyor. Mutsuzluk, zorbalık, gelecek kaygısı, acımasızlık, “biri olma” hırsı, siyaset… Her şey zirvede. Ama bu sadece sosyal medyanın suçu değil. Çünkü sosyal medya gerçeğin yansıması. Çocuk dışarıya çıkıyor, aynı sevgisizliği sokakta da görüyor. Aynı linç kültürünü okulda da görüyor. Aynı hoşgörüsüzlüğü aile içinde de görüyor. Halbuki sadece sosyal medyada olsa dışarıda ailesinden arkadaşlarından öğretmenlerinden biraz sevgi görse, biraz sevgi verse sorgulamaya başlayacak.

Ya da sadece çocuklar değil, bir anne baba kendi çocuğu dışında birini de çocuğu olarak görüp yaklaşsa, öncelik çocuğum değil çocuklarımız demeye yeniden başlasa…

PUBG’yi suçlamak kolay ama gerçeği görmek zor.

Koca bir sosyal çürüme bizi bu noktalara getirdi. Buradan nasıl döneriz bilemiyorum ama kendi elimizle hem kendimizi hem de geleceğimiz olan çocuklarımızı bitirdik. Bu ülkenin artık siyasetçilerin ezberlerini değil, sosyologların, psikologların ve eğitimcilerin gerçek çözümlerini dinlemeye ihtiyacı var.

Ve belki de en çok, kendi iç sesini tekrar duymaya…

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'G-PPV6YT9CVE');