ÖZGÜR COŞKUN – ÖZEL- İzmir’de özel ve seçkin projelere imza atan Tanyer Yapı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Münir Tanyer ve Yönetim Kurulu Üyesi Taylan Tanyer, TanUrla projesi başta olmak üzere inşaat sektörü ve İzmir’in gelişim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Görüşmede hem şirketin geçmişi hem de yeni nesil yaşam projeleri ele alındı.

İzmir sizi yakından tanıyor ama tanımayanlar için önce soralım; Münir Tanyer kimdir?
Münir Tanyer: Ben 1957 yılında Isparta’nın Uluborlu ilçesinde doğdum. İlk ve ortaokulu burada tamamladıktan sonra Kuleli Asker Lisesi’ne girdim ve 1974 yılında mezun oldum. Ardından Kara Harp Okulu’nu bitirerek 1978 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldum. Sonrasında kıta görevine başladım. Binbaşılığın ilk yıllarında geçirdiğim bir trafik kazası nedeniyle malulen emekli oldum.
Emekliliğin ardından İzmir’e geldim. İzmir çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir şehirdi. Ailecek İzmir Fuarı’na gelir giderdik, iki gün kalır, akrabalarımızı ziyaret ederdik. Bu şehirle bağım o yıllardan geliyor.

İŞTE TANYER YAPI’NIN KURULUŞ HİKÂYESİ!
İnşaat sektörüne geçişiniz nasıl oldu?
Münir Tanyer: 1994 yılında ablam, inşaat mühendisi Nuray Yüceer ile birlikte Tanyer İnşaat’ı kurduk. O tarihten bu yana aktif olarak inşaat sektöründeyiz.
Özellikle Narlıdere bölgesinde Altınvadi, Altınova, Mavi Su Evleri, Asma Bahçeler ve Bulut Orman Evleri gibi butik ama yaşam kalitesi yüksek projeler gerçekleştirdik. Bu projelerde doğaya saygı, konfor, yeşil alan ve yaşam kalitesini öncelik haline getirdik.

TanUrla projesinin hikâyesi nasıl başladı?
Münir Tanyer: İzmir’in bu bölgeye kayacağını öngörerek 1998 yılında Urla’da 60 bin metrekarelik bir araziyi tarla vasfındayken yerel halktan satın aldık. Bu, TanUrla’nın çekirdeğini oluşturdu.
Ancak imar süreci çok uzun sürdü. Yaklaşık 24 yıl boyunca planların çıkmasını bekledik. 2022 yılında imar planları netleşti ve itiraz süreçlerinin de tamamlanmasının ardından aynı yılın Ekim ayında projeye başladık.
Bu süreçte mimari yaklaşımımızda özellikle ülkemizde ve yurt dışında ödüller almış Nevzat Sayın ile çalıştık. Araziyi gezerek, doğasını yerinde inceleyerek projeyi şekillendirdi. Bölgenin doğasını bozmadan, Ege’nin yerleşim kültürünü ve Bademler Köyü’nün yaşam tarzını referans alarak bir tasarım ortaya koydu.

TanUrla’yı rakamlarla nasıl anlatırsınız?
Münir Tanyer: 2022 yılında projeye başladığımızda yaklaşık 900 milyon lira civarında bir inşaat maliyet öngörümüz vardı. Projede 1+1’den 6+2’ye kadar farklı konut tipleri yer alıyordu.
Ancak pandemi, küresel krizler, savaşlar ve yüksek enflasyon nedeniyle hem maliyetler hem de piyasa koşulları ciddi şekilde değişti. Bu nedenle rakamsal olarak proje bugün geldiği noktada çok farklı bir tabloya evrildi.

TanUrla’nın büyüklüğünü, yaşam alanını ve yapısını merak ediyoruz. Bizi cezbeden tarafı ne olmalı?
Münir Tanyer: Ekonomik tarafı da önemli ama burada asıl mesele yaşamın kendisi.
Taylan Tanyer: Öncelikle kısaca kendimi tanıtayım; ailenin genç kuşağındanım. 1983 doğumluyum. Eğitimimi İzmir’de tamamladım, lisans ve MBA dâhil tüm akademik sürecim İzmir’de geçti.
TanUrla, uzun bir hayalin ve yaklaşık 5 yıllık bir projelendirme sürecinin ürünü. Nevzat Sayın ile birlikte tasarlanan çok özel bir yaşam projesidir. Burası aslında üç ayrı adadan oluşuyor. Üç farklı etap birleşerek TanUrla’yı oluşturuyor. Yaklaşık 24 dönüm, 29 dönüm ve 60 dönüm büyüklüğünde üç ayrı alanımız var.

Yani tek bir site değil, farklı yaşam alanlarından oluşan bir yapıdan bahsediyoruz?
Taylan Tanyer: Evet, tam olarak öyle. 1+1’den 6+2’ye kadar farklı konut tipleri var. Burada bir köy düzeni kurgulandı ama bu “düzensizliğin düzeni” dediğimiz bir anlayışla tasarlandı.
Yani burada sadece binalar değil, bir sosyoloji oluşturduk. Kim yaşar, nasıl yaşar, sabahı nasıl olur, akşamı nasıl olur, bunların hepsi mimariyle birlikte düşünüldü.
Ayrıca ticari alanlarımız da var. Yani sadece konut değil, yaşamın içinde ihtiyaç duyulacak sosyal ve ticari bir yapı da planlandı.

Bölge olarak nerede konumlanıyor?
Taylan Tanyer: Proje, Seferihisar ile Güzelbahçe’nin tam ortasında, Urla sınırları içinde yer alıyor. Karşısında Bademler Köyü var. Sanat köyü olarak bilinen, Türkiye’de ilk köy tiyatrosunun kurulduğu çok özel bir yer. Biz de bu kültürel ve doğal dokudan ilham alarak projeyi geliştirdik.
Solumuz Güzelbahçe, karşımız Urla… İzmir’in en doğal ve en güzel bölgelerinden biri diyebilir miyiz?
Taylan Tanyer: Evet, kesinlikle öyle. Aynı zamanda Seferihisar’a da eşit mesafedeyiz. Bu konum bize çok önemli bir avantaj sağlıyor; iki yöne de hitap edebiliyoruz. Ayrıca Bademler Köyü’ne de doğrudan geçiş imkânımız var. Bu nedenle projede ticari alanları özellikle kurguladık. Çünkü burası sadece bir konut projesi değil, yaşayan bir merkez olmalıydı.
Ticari alanlarımızı dört temel başlık üzerine inşa ettik: gastronomi, sanat, spor ve sağlık. Çünkü bu bölgede yaşam standardı yüksek, entelektüel ve yaşamdan keyif alan bir kitle var. Biz de bu yapıya uygun bir yaşam alanı oluşturduk.
Toplamda 278 konutumuz bulunuyor. Bunun yanında homeoffice olarak tanımladığımız 94 adet ticari loft alanımız var. Ticari birimlerle birlikte yaklaşık 400 bağımsız bölümden oluşan bir yaşam alanı ortaya çıkıyor.

Yaşam ne zaman başlayacak? Teslimat süreci nasıl ilerliyor?
Taylan Tanyer: İki adada teslimlere Haziran ayı içinde başlıyoruz. Üçüncü ada ise gelecek yıl teslim edilecek. Bizim için en önemli konu hız değil, kalite. Teslim etmek kadar, o kaliteyi koruyarak teslim etmek de çok önemli. Bu yüzden süreci titizlikle yürütüyoruz.

MÜŞTERİLERİMİZ HERŞEYDEN DEĞERLİDİR
Tanyer İnşaat olarak bir misyonumuz var. Daha önce bizden konut alan müşterilerimizin memnuniyetini korumak ve üzerine koyarak ilerlemek istiyoruz.
Burada bir “köy yaşamı” konsepti var. Bu yaşam kimler için uygun? Kimler burada yaşamalı?
Taylan Tanyer: Aslında Urla bu sorunun cevabını kendi veriyor. Burada yaşayan insanlar zaten yaşam kalitesine önem veren, sanata, gastronomiye ve doğaya değer veren kişiler.
Biz de bu projeyi üretirken çok şanslıydık çünkü doğru bir coğrafyada doğru bir hikâye kurduk. “Coğrafya kaderdir” sözü burada gerçekten karşılık buluyor.
Konseptimiz; kopuk, izole evlerden ziyade komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğu, sosyal bağların canlı kaldığı bir yaşam alanı oluşturmak. İçinde restoran, kafe, sosyal alanlar, market ve temel ihtiyaçların karşılanabileceği bir habitat planladık. Yani burası aslında kendi içinde yaşayan bir merkez olacak.
Yani burada sadece bir yazlık ya da bir daire değil, başlı başına bir yaşam merkezi kuruluyor. İçinde birçok fonksiyonu barındıran bir yaşam alanı söz konusu, değil mi?
Taylan Tanyer: Kesinlikle. Projemiz bu açıdan gerçekten çok özel. Bu kadar büyük bir alanın tek bir konsept içinde değerlendirilmesi önemli bir avantaj.
Benzeri var mı? İzmir’de bu ölçekte ve kapsamda benzer bir proje daha önce görmedim. Bu büyüklükte bir örnek var mı?
Münir Tanyer: Projemiz hacim ve metrekare açısından gerçekten çok büyük. Biz burada adeta minyatür bir köy yaşamı kurguladık. Elbette benzer projeler var, ancak bizim projemizi farklı kılan en önemli unsur ticari alan yapısı. Burada 20 bin metrekarelik oldukça büyük bir ticari alan bulunuyor. Bu alan imar planı gereği zorunluluktu, ancak biz bunu birebir uygulamakla kalmadık, aynı zamanda bölge için bir değer yaratacak şekilde değerlendirdik. Seferihisar ve Güzelbahçe aksını bu proje ile birlikte daha da canlı hale getirmeyi hedefliyoruz.
Bu ticari alanlar sadece projeye değil, tüm İzmir’e ama özellikle bu bölgeye hitap edecek, bölgeyi besleyecek ve buraya çekim gücü oluşturacak bir yapı oluşturmak amacıyla planlandı. Bu yönüyle projemizin belirgin bir farklılığı var.

DEPREME KARŞI SAĞLAM ZEMİN!
İzmir’in deprem kuşağında olması nedeniyle özellikle son yıllarda çok katlı yapılardan bir kaçış olduğunu görüyoruz. Bu noktada TanUrla nasıl bir alternatif sunuyor? Beklentilere nasıl cevap veriyorsunuz?
Münir Tanyer: Bu konuyu çok önemsiyoruz. Hatta bünyemizde zemin üzerine çalışan ayrı bir firmamız da var. Zemin etüdü ve jeolojik yapı bizim için en kritik başlıklardan biri.
Bu bölgede imar planı gereği zaten iki katlı yapılaşma öngörülüyor. Ancak en önemli konu zemin yapısıdır. Bölgenin jeolojisi ve deprem riski detaylı şekilde analiz edilerek planlamalar yapılıyor. İzmir’in tamamı deprem bölgesi olmakla birlikte, yerleşim alanları oluşturulurken fay hatlarına uzaklık ve zemin güvenliği dikkate alınıyor. Eğer riskli alanlar varsa buralar konut yerine yeşil alan veya park olarak planlanıyor. Bu nedenle yapıların güvenliği hem zemin hem de statik açıdan sağlanmış durumda. Betonarme yapılarımız da bu doğrultuda yüksek güvenlik standartlarına göre inşa ediliyor.
Ayrıca projemizde sürdürülebilirlik de önemli bir yer tutuyor. Çatıların üzerinde güneş enerjisi panelleri kullanacağız. Bu sayede enerji ihtiyacının büyük kısmını kendi kendine karşılayabilen, çevreci bir yapı hedefliyoruz.
Son yıllarda güneş enerjisi teknolojisi ciddi şekilde gelişti. Özellikle 2022’den bu yana panel verimliliği artarken maliyetler düştü. Yerli üretimin artması da bu süreci olumlu etkiledi. Türkiye, güneş enerjisi açısından büyük bir potansiyele sahip ve biz de bu avantajı projelerimize yansıtmaya çalışıyoruz. Bu sayede bina, enerji ihtiyacının büyük bölümünü kendi üretip depolayabilecek bir sisteme sahip olacak. Bu da hem çevresel hem ekonomik açıdan önemli bir avantaj sağlıyor.

ALT VE ÜST YAPIDA TANYER FARKI!
Bu alanda faaliyet gösteren bir firmanız da var. Aslında işi sadece dışarıdan yapan değil, mühendislik tarafında da aktif olan bir yapıdan bahsediyoruz değil mi?
Münir Tanyer: Evet, bunun kısa bir geçmişi var. Narlıdere’deki Asma Bahçeler projemiz oldukça zorlu bir projeydi. O süreçte istinat duvarları yerine fore kazık sistemi uygulanması gerektiği ortaya çıktı.O dönem fore kazık nedir çok iyi bilmiyordum. Araştırdık, danışmanlık aldık ve süreç bizi bu alana yönlendirdi. 2011 yılında Çin’den bir fore kazık makinesi ithal ettik.
İlk başta bu işi hiç bilmiyorduk, hatta makineyi tırdan indirecek bir ekip bile yoktu. O sırada bir operatör devreye girdi ve makineyi indirerek süreci başlattı. Böylece bu alandaki yolculuğumuz başladı. Zaman içinde en zor projelerde çalışarak deneyim kazandık ve bugün İzmir’de, hatta Türkiye genelinde bu alanda önemli bir oyuncu haline geldik.
Gerçekten şu an İzmir’de, yine sizin gibi sahada aktif olan büyük firmaların altyapı ve zemin işlerini Tanyer Zemin’in yaptığı konuşuluyor.
Münir Tanyer: Evet, yapıyoruz. Bu işin başındaki inşaat mühendisimiz de benim damadımın kardeşi. Bu işe bizim makinemizle çalışırken ilgi duymaya başladı, öğrendi ve geoteknik alanına yöneldi. Sonrasında yüksek lisansını yaptı, ardından doktorasına başladı ve şu anda tamamlamak üzere. Dolayısıyla biz sadece uygulama değil, aynı zamanda mühendislik hizmeti de veriyoruz.

YARIMADA’YA ODAKLANDIK!
Bundan sonraki hedefleriniz neler? Yine yatay mimari mi devam edecek?
Taylan Tanyer: Biz Yarımada bölgesine çok odaklandık. Hem müşteri profili hem de üretim süreci açısından bizim keyif aldığımız bir lokasyon. Hatta şirket merkezimizi de TanUrla projesinin içine taşıyoruz.
Zemin grubumuz da büyüyerek devam edecek. Bu alanda ciddi bir açık var ve biz üst yapıyı da yaptığımız için zeminin ne kadar kritik olduğunu çok iyi biliyoruz. Aynı hassasiyetle hareket ediyoruz.
Bu yaklaşım bize piyasada önemli bir farklılık sağlıyor. Çünkü yaptığımız zemin işleri görünmüyor ama üstüne ne yapılacağını ve ileride oluşabilecek sorunları öngörebildiğimiz için çoğu zaman teşekkür alıyoruz. Bir kez iş yaptığımız firmalarla genellikle tüm süreçleri birlikte yürütmeye devam ediyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.
Ayrıca yurt dışına açılma planlarımız da var. Dengeli ve sindirerek büyümek istiyoruz. Bu konuda da güzel gelişmeler olacak.

Müşteri profili nasıl? TanUrla ve diğer projelerde daha çok yerli mi, yabancı mı, beyaz yaka mı? Talep nasıl şekilleniyor?
Taylan Tanyer: İstanbul’dan çok ciddi talep alıyoruz. Neredeyse İzmir ile yarı yarıya diyebilirim. Bu talepler hem ikinci konut hem de kalıcı yerleşim amacıyla geliyor. Yani hem yatırım yapıp ileride İzmir’e/Ege’ye dönmeyi planlayan bir kitle var hem de daha radikal karar verip doğrudan yerleşenler var.
Burada en büyük etkenlerden biri de bölgenin kolejler açısından zengin olması. Yaklaşık 20 civarında kolej bulunuyor. Çocuklarını iyi okullara göndermek isteyen hem şehir içinden hem şehir dışından birçok aile hızlı karar verip yatırım yapabiliyor.

Bir de İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin kampüsünün bölgeye gelmesiyle birlikte gerçekten bölge çok ciddi bir değer kazanmaya başlayacak.
Taylan Tanyer: Aslına bakarsanız geç kalınmış bir adım olduğunu düşünüyorum, bunu hep söylüyorum.
Biz Narlıdere merkezli bir firmayız, ilk projelerimizi de orada hayata geçirdik. Son 20 yılda Mavişehir–Aliağa–Çiğli–Bergama aksında ciddi bir genişleme yaşanırken, Urla–Seferihisar hattında aynı ölçekte bir gelişim olmadı. Belki 20–30 katlık bir farktan söz etmek mümkün. Şimdi ise sıra bu yarımadaya geldiğini düşünüyorum. Bölgede inanılmaz bir potansiyel var.
Bu coğrafya gerçekten çok özel. Deniz, ova, zeytin, üzüm, şarap, balık ve ot kültürünün aynı anda bulunduğu ender yerlerden biri. Bu yüzden gastronomi de çok gelişti, özellikle Urla bu anlamda ciddi bir merkez haline geldi.
Biz de temennimiz; ruhu olan, hikâyesi olan projelerin artması. İstanbul’dan nitelikli göç alan, İzmir’e ve Urla’ya değer katan bir yapı oluşması. Böylece şehir de bu aksa doğru kontrollü ve kaliteli bir şekilde genişlemiş olur.

Urla gerçekten ciddi bir göç alıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Münir Tanyer: Özellikle gastronomi konusu açılınca, pandemide Taylan’ın Asma Bahçeler projemizin altında bulunan dükkânlarla ilgili bir fikri oldu. “Burada bir restoran yapalım” dedi.
Açık konuşmak gerekirse ben ilk etapta çok tutacağını düşünmemiştim. Çünkü lokasyonun karşısı sanayi sitesi, biraz ilerisi mezarlık… Manzara anlamında da klasik bir deniz manzarası yoktu. Yine de “deneyelim” dedik. Bunun devamını Taylan anlatsın.
Taylan Tanyer: Eşlikçi aslında ilk başta bir hobi gibi başladı ama zamanla ciddi bir yapıya dönüştü. Şu anda iki yıldır Gault&Millau Ödülü alıyoruz. Çok keyifli, butik bir şef restoranı oldu.
Doğu mutfağından mezeleri, et kültürünü; Batı’nın sos ve pişirme teknikleriyle birleştiriyoruz. Küçük, samimi ve müdavimi olan bir yer oldu. Eskiden “meyhane” denirdi ama o kavram artık çok genel ve tüketildiği için kullanmak istemiyoruz. Haftada üç–dört kez gelen müdavimlerimiz var, bu bizim için en değerli şeylerden biri. Bu iş bize çok keyif veriyor.
İnşallah TanUrla projesinde bunun daha gelişmiş, daha geniş imkânlara sahip versiyonunu da hayata geçireceğiz. Orada da bir büyüme hedefimiz var ama bunu adım adım ilerletmek istiyoruz. Çünkü hizmet sektörü çok farklı bir alan. Her gün aynı kaliteyi korumak ciddi bir disiplin gerektiriyor.
Pandemide biraz tesadüfen başlayan bir süreçti ama bugün geldiğimiz noktada “iyi ki yapmışız” dediğimiz bir iş oldu.

TANYER AİLESİ VE MÜZİK!
Hep inşaat, sektör ve projeleri konuştuk. Taylan Bey’i ise biraz daha sosyal yönüyle de görüyoruz; sanatçı dostlarıyla bir araya geliyor, gitar, ud çalıyor. Bu yönünüz farklı bir boyut. Biraz bunun hakkında konuşalım isterim.
Münir Tanyer:Taylan Ege Kimya’da üçüncü sınıfta okuyordu. Bir gün canı sıkkın bir hali vardı. Eşim İnci Hanım bana, “Taylan son günlerde okula gitmiyor, biraz morali bozuk, bir konuş istersen” dedi.
Biz de oturup konuşmaya karar verdik. Sahil Evleri’nde bir restorana oturduk. Ben de kendisine “Oğlum ne oldu, bir sorun mu var? Aşk mı, başka bir şey mi?” diye sordum. O da bana, “Baba ben bu kimyayı okumak istemiyorum. Konservatuvara geçmek istiyorum” dedi.
Ben de buna saygı duyarım dedim. Çünkü kendim de müzikle ilgilendim. Çocukken babam bize İzmir Fuarı’ndan bir bağlama getirmişti. O dönem kendi kendimize öğrenmeye başlamıştık. Ortaokulda rahmetli matematik öğretmenimiz Hidayet Taç, hem keman hem bağlama çalardı. Onun sayesinde nota ve bağlama öğrenme fırsatımız oldu. Sonrasında Ankara’dan bir ud aldım, o süreç de öyle başladı.
Evde zaten müziğe karşı bir ilgi vardı; dinlemeyi, çalmayı seven bir ortamımız oldu. Bu yüzden oğluma da “olabilir ama önce okulunu bitir, sonra konservatuvarı denersin” dedim. Öyle de yaptık. Taylan üniversiteyi bitirdi ama müzik hayatının çok önemli bir parçası oldu. Bir enstrüman çalmak gerçekten insanın hayatına büyük katkı sağlıyor.
Taylan Tanyer: Zaten bizde müzik hep vardı. Babam ud çalardı, annemin de sesi çok güzeldir. Evimizde müzik hiç eksik olmazdı.
Ortaokul yıllarında, kız kardeşim bağlama kursuna giderken ailem beni de teşvik etti. “Sen de ud çal” dediler. O dönem çok bilinçli değildim ama çok iyi bir hocaya denk geldim, bu benim şansım oldu. Kısa sürede uyum sağladım ve udla güçlü bir bağ kurdum.
Gerçekten bir enstrüman çalmak hayatımda en önemli kazanımlardan biri oldu. Sonrasında korolara katıldım, sanat müziği korolarında yer aldım. Konservatuvar çevresinden çok güzel dostluklar edindim. Sanatçı dostlar da Urla’nın bize kazandırdığı en güzel değerlerden biri oldu.
İstanbul’dan gelen birçok sanatçı hem yatırım yapıyor hem tatil için Urla’da vakit geçiriyor. Konserler için gelip burada konaklayanlar da var. Urla’nın o sıcak ortamı insanları hemen içine çekiyor. Bizim de bir dost grubumuz oluştu; sanatçı arkadaşlarımız geldiğinde birlikte müzik yapar, sohbet ederiz.
Urla bu anlamda gerçekten ciddi bir sanatçı göçü alan bölge haline geldi. Bazıları kalıcı olarak yerleşiyor, bazıları yazlık geliyor. Bu çok değerli ve tesadüf değil.

Tanurla’dan konut alan ünlü isimler var mı?
Taylan Tanyer: Güzel sürprizlerimiz var. Alanlar arasında sanatçı dostlarımız, ünlü isimler de var ama isim vermeyeyim. Projemizin tam ortasında bir köy meydanı oluşturduk. Burada çok güzel etkinlikler, konserler ve söyleşiler yapılacak.
Yaşayan bir kent olacak yani, durağan bir yapı değil?
Taylan Tanyer: Evet, bunu özellikle önemsiyoruz. Aynı zamanda sanat atölyelerine de çok önem veriyoruz. Sadece el işi sergileri değil, müzikle ilgili atölyeler de planlıyoruz. Özellikle koroları çok ön plana çıkarmak istiyoruz. Çünkü insanların bu tür değerleri biraz unuttuğunu düşünüyoruz.
Müzik aslında en güçlü terapilerden biri. Bu yüzden burada yeniden bu kültürü canlandırmak istiyoruz. Korolar, sanat müziği ve halk müziği gibi değerlerin tekrar görünür olmasını önemsiyoruz. Bu ancak güçlü bir müzikal ortamla mümkün olabilir.
Benim için önemli bir anekdot da var. Ortaokulda ud çalmaya başladığımda arkadaşlarımın çoğu udu daha önce canlı duymamıştı. Lise yıllarında ise hafta sonları bir araya geldiğimizde “Taylan, udunu getir çal” derlerdi. Çaldığımda herkes çok etkilenirdi.
O dönem birçok kişi gitarı biliyordu ama ud onlar için bambaşka bir deneyimdi. Canlı dinleyen herkes çok etkilenirdi. Hatta o dönemlerde Metallica dinleyen arkadaşlar bile zamanla sanat müziğine ilgi duymaya başlamıştı.O yüzden TanUrla’da sokaklarda müzik tınılarının daha fazla duyulması bizim için çok önemli.
Aile olarak da müziğe çok değer verdiğimiz için burada güzel sürprizler olacak.

YATAY MI DİKEY YAPILAŞMA MI?
İstanbul’dan gelen firmaların etkisiyle özellikle Bayraklı bölgesinde dikey mimari çok arttı. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Münir Tanyer: Aslında ikisi de gerekli ve olmalı. Biz mimarinin hiçbir türüne karşı değiliz. Bugün yönetmeliklere uygun yapıldığı sürece her yapı güvenlidir; ister kule olsun ister iki katlı.
Hepsi deprem yönetmeliklerine uygun şekilde inşa ediliyor. Güvenlik açısından bir sorun yok. Ancak burada biraz psikolojik bir durum da var. Özellikle yüksek katlarda, deprem sırasında oluşan salınım hissi insanları tedirgin edebiliyor. Oysa teknik olarak baktığınızda korkulacak bir durum yok.
Tüm yapılar yönetmeliklere uygun ve güvenli şekilde yapılıyor. Zemin dahil olmak üzere tüm süreçler zaten bizim tarafımızdan da çok sıkı şekilde kontrol ediliyor. Hatta zemin açısından bakıldığında oldukça sağlam sistemler oluşturuluyor.

FOLKART KULELERİ ÖRNEĞİ!
Bir yandan da İzmir’in önemli firmalarından Folkart biliyorsunuz, uzun yıllardır sektörde olan ve şehrin simge şirketlerinden biri. Kulelerin deprem güvenliği açısından ciddi bir risk taşımadığı, hatta çok sağlam olduğunu biliyoruz. Ama sonrasında özellikle pandemiyle birlikte insanların bahçeli evlere, toprağa daha yakın yaşam alanlarına yöneldiğini de görüyoruz.
Toprağa dönüş… Sabah çime basmak değil mi?
Münir Tanyer: Evet, insanın ayağının toprağa değmesi… Ya da önünde küçük bir alan varsa domates, biber yetiştirmesi, çocukların bahçede oynaması, toprağı sulaması, uğraşması… Bunlar aslında çok kıymetli şeyler.
Bu yüzden bahçeli ev her zaman daha çok tercih edilen bir yaşam biçimi. İzmir de bu anlamda Yarımada’ya doğru kayıyor. Yeni imar planları ve projelerle birlikte Hisar Evleri’nin devamında Güzelbahçe hattına kadar yaklaşık 3500 konutluk bir gelişim öngörülüyor. Önümüzdeki 3 yıl içinde bu bölge ciddi şekilde şekillenecek ve değeri daha da artacak.
Çünkü İzmir gerçekten Türkiye’nin, hatta dünyanın incisi. Bunu her zaman söylüyorum. İzmir’de yaşayan biri, ister kulede ister bahçeli evde yaşasın, şehrin merkezinde olsa bile denize çok kolay ulaşabiliyor. Arabası varsa Foça’ya, Çeşme’ye, Seferihisar’a kısa sürede gidebiliyor.
Ege’nin denizi de ayrı bir güzellik. Suyu Akdeniz’e göre daha serin, daha temiz bir his veriyor. Antalya elbette güzel ama Ege’nin dokusu bambaşka. Balığı, lezzeti, yaşam kültürü farklı.
Taylan’ın da dediği gibi gastronomi burada çok önemli bir unsur.
Yukarıda Gölcük ve Gödence köyleri var. O bölgeler de gelişime çok açık ve imar planlarıyla birlikte oraya doğru bir genişleme olacak. Bizim de Gölcük’te, bir vadinin içinde yer alan yatay mimari bir projemiz var. Çok özel bir çalışma. Bu yıl sonuna doğru başlamayı planlıyoruz. Yine Nevzat Sayın imzası taşıyan bir proje olacak. Ağırlıklı 2+1 dairelerden oluşacak.
Bu projenizin adı belli oldu mu? Bir müjde var mı?
Münir Tanyer: Henüz isim koymadık. Bizde isim süreci biraz farklı işler. Ajanslar çalışır, ekipler fikir üretir. Sonunda tüm çalışanlarla, mühendislerden personele kadar hep birlikte oturur, oylama yaparız. Kararı birlikte veririz.
Mesela TanUrla’nın ismi de böyle çıktı.

TanUrla’nın ismi de oylamayla mı çıktı? Aileden gelen “Tanyer” markasıyla birlikte “TanUrla” fikri nasıl oluştu?
Münir Tanyer: Evet, oylamayla çıktı. Asma Bahçeler’in ismi de yine aynı şekilde, Babil’in Asma Bahçeleri fikrinden esinlenilerek oylamayla belirlenmişti. Bizde isimler böyle kolektif bir akılla, oy çokluğuyla netleşir.
Bu bölgede yatırımlarımız devam edecek. Başka bölgelerde de planlarımız var ama tabii inşaat sektörü global krizlerden en hızlı etkilenen ve en geç toparlanan sektörlerden biri. Çünkü 240’tan fazla alt sektörü besliyoruz. İnşaat deyip geçmemek lazım.
Bir ülkede inşaat hareketliyse, çark dönüyor demektir. Otomotivden makineye, teknolojiden altyapıya kadar birçok alanı besleyen bir yapıdır. Türkiye de kuruluşundan itibaren inşaata büyük önem verdi. Bu bazen eleştirildi ama ben buna karşıyım.
Sanayi ve teknoloji elbette olmazsa olmaz, ancak inşaat da mutlaka güçlü olmalı. Çünkü Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra özellikle 1960’lardan itibaren yerleşik hayata tam anlamıyla geçebildi. Ondan önce köyden kente hızlı göç vardı ve bu süreçte gecekondulaşma oluştu.

KENTSEL DÖNÜŞÜM İÇİN BEKLEMEDEYİZ
İzmir’de de Çeşme ve çevresinde başlayan bir kentsel dönüşüm süreci var. Bu noktada Tanyer Yapı’nın kentsel dönüşümle ilgili bir çalışması var mı?
Münir Tanyer: Şu an elimizde netleşmiş bir kentsel dönüşüm projesi yok. Çok sayıda teklif geliyor ama kentsel dönüşüm oldukça karmaşık bir süreç. Sadece bina bazında değil, ada bazında planlama yapılması gerekiyor. Müteahhide belli bir imar hakkı verilmesi, onun da projeyi yapabilmesi için ekonomik bir denge kurulması ve mevcut sakinlerin de memnun edilmesi gerekiyor. Bu dengeyi sağlamak oldukça zor.
Bu nedenle süreç çoğu zaman daha büyük ölçekli planlamalar ve bakanlık düzeyinde düzenlemeler gerektiriyor.
İzmir’de bu süreç biraz daha yavaş mı ilerliyor?
Münir Tanyer: İzmir’de özellikle Bayraklı ve Alsancak gibi bölgelerde, rant değeri yüksek olduğu için süreç daha hızlı ilerliyor. Çünkü yatırımcı açısından daha cazip alanlar.Ancak apartman bazında bile çeşitli zorluklar yaşanabiliyor. Bu işi profesyonelce yapan ve mevzuata hâkim firmalar süreci daha sağlıklı yürütüyor.
Mevzuat da sürekli değişiyor ama bu değişiklikler aslında gelişim yönünde. Özellikle depreme dayanıksız yapıların hızla yenilenmesi gerekiyor. Bu noktada yeni yasal düzenlemeler de süreci hızlandırıyor.Eğer bir bina riskliyse, artık yıkılıp yeniden yapılması daha net bir şekilde zorunlu hale geliyor. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde mevzuatın daha da netleşeceğini düşünüyorum.
Ada bazlı dönüşümle birlikte daha yeşil alanların olduğu, otopark sorununun çözüldüğü ve çocuklara daha geniş yaşam alanları sunan projeler öne çıkacak.
Ama artık merkezlerde bu tür büyük alanları üretmek zor değil mi? İzmir’de arsa da giderek azalıyor.
Münir Tanyer: Evet, tam da bu noktada yüksek yapılar devreye girebilir. Tabanı daha düşük tutup yeşil alanı, sosyal donatıları ve otoparkı artırarak yukarıya doğru büyüme modeli uygulanabilir.
Türkiye bu konuda aslında oldukça ilerledi. İmar planlaması ve inşaat teknolojisi gelişmiş durumda. Önümüzdeki 5–10 yıl içinde kentsel dönüşümün büyük ölçüde çözüleceğini düşünüyorum.

İzmir’deki yapı stoğunu nasıl görüyorsunuz? Kent merkezi sıkıştı mı? Bu yüzden mi çevre ilçelere, hem kuzeye hem güneye doğru bir yönelim oluşuyor?
Münir Tanyer: Evet, aslında bütün kentler böyle. Bir kentin bir çekirdeği vardır, bir de çeperi. Biz de burada aslında kentin çeperini oluşturan taraftayız.
Kent merkezinde daha çok ofisler ve iş alanları bulunuyor. Ancak bu yapı yavaş yavaş değişiyor. Pandemi sonrası homeoffice düzeni çok yaygınlaştı. Birçok çalışan artık işini ofisten değil, bulunduğu yerden hatta evinden sürdürebiliyor.
Sanayi ve birçok kurum da bu düzene uyum sağladı. Bu da doğal olarak çeper bölgelere doğru bir yayılmayı ve talep artışını beraberinde getirdi. Bayraklı’da zaten yüksek katlı yapılaşma devam ediyor.
Peki 2027 hedefleriniz nedir? Yeni yılda TanUrla ve Tanyer İnşaat adına yeni projeler ya da lansmanlar görecek miyiz?
Taylan Tanyer: 2027’ye kadar zaten bu yılın ikinci yarısı teslim süreçleriyle geçecek. 2027’de ise tüm projemizi tamamlamış olacağız. Bu bizim için oldukça yoğun bir dönem. Bunun dışında zemin grubu tarafında hem İzmir’de hem İstanbul’da başlayacak ciddi projeler var, onları yakından takip ediyoruz.
Zemin işini özellikle çok önemsiyorsunuz, Bu alana ciddi bir ağırlık var değil mi?
Taylan Tanyer: Evet, çünkü orada gerçekten büyük bir potansiyel var ve önemli bir başarı yakaladık. Güçlü ve deneyimli bir mühendis kadromuz var. Operatörlerden proje müdürlerine kadar çok uyumlu ve tecrübeli bir ekibimiz bulunuyor.
2027 aynı zamanda siyasi ve ekonomik açıdan da önemli bir yıl olabilir. Olası seçimler ve ekonomideki hareketlenme beklentileri var. Biz de bu süreçte biraz daha temkinli, dengeli ve ayağı yere basan adımlarla ilerlemeye çalışıyoruz. Süreci gözlemleyerek hareket edeceğiz.

Bu noktada yatırımcıya tavsiyeniz ne olur? Önümüzde seçim süreci var, farklı ekonomik beklentiler var. Yatırımcı tarafında ciddi bir kafa karışıklığı da görünüyor. Siz ne önerirsiniz? Yatırımcı nasıl hareket etmeli?
Münir Tanyer: Ben her zaman şunu söylüyorum; gayrimenkul, her dönemin özellikle de kriz dönemlerinin en güvenli yatırım araçlarından biridir. Neden diye sorarsanız; kriz dönemlerinde konut fiyatları ya durağan seyreder ya da dalgalanır. Bu da aslında yatırımcı için bir fırsat anlamına gelir. Doğru zamanda girildiğinde avantaj sağlar.
Ekonomi düzeldiğinde ve faizler düşmeye başladığında ise konut fiyatları zaten doğal olarak yukarı yönlü hareket eder. Yani bugünkü dönem, birçok yatırımcı için aslında değerlendirilmesi gereken bir dönem.
Şu an piyasada arsası olup projesi hazır olduğu halde bekleyen birçok yatırımcı var. “Savaş olur mu, kriz derinleşir mi” gibi belirsizlikler nedeniyle bekliyorlar. Eğer küresel ölçekte bazı jeopolitik riskler olmasaydı, faiz indirim süreci zaten başlamış olabilirdi.
Şu anda faizler ve enflasyon birbirine yakın seviyelerde ve yıl sonu hedefleri de bu dengeyi koruyacak gibi görünüyor. Ancak küresel gelişmeler bu süreci etkileyebiliyor.
Peki yatırımcı tarafında en büyük kafa karışıklığı faiz üzerinden mi yaşanıyor? Birçok kişi günübirlik kazançlara mı yöneliyor? Bu bir risk mi?
Münir Tanyer: Bence evet, bu bir risk. Çünkü şu an konut fiyatları aslında görece uygun seviyelerde. Bizim de sektör içinde gözlemimiz bu yönde. Bu nedenle biz yatırımcıya her zaman gayrimenkulü öneriyoruz. Özellikle oturacağı konutu almak en doğru tercih olur.
Yatırım amaçlı düşünenler için de Alsancak ve Bayraklı gibi bölgelerdeki projeler uzun vadede güçlü bir seçenek olmaya devam ediyor.
Taylan Tanyer:Şu an mevduat faizleri cazip görünüyor, bu doğru. Ancak konut piyasası yeniden hareketlendiğinde fiyatlar çok hızlı yükselir. Bunun temel nedeni maliyetlerdir. Biz emek yoğun bir sektördeyiz ve işçilik maliyetleri ciddi şekilde arttı. Usta yetişmiyor, nitelikli iş gücünde ciddi bir açık var.
Bugün mavi yakalı çalışanların ücretleri birçok beyaz yakalıyı geçmiş durumda. Bu da sektörün en büyük yapısal sorunlarından biri. Eğer bu iş gücü dengesi çözülmezse, konut maliyetlerinin düşmesi zaten mümkün değil. Girdi maliyetleri düşse bile emek yoğun işlerde fiyatların gerilemesi çok zor.
Bir de şu var; konut yatırımı sadece matematik değil. İnsanlar çoğu zaman karar vermek için bekliyor, sonra geri dönüyor ama bu kez ya fiyatlar yükselmiş oluyor ya da istedikleri lokasyon kalmamış oluyor.
Bu yüzden eğer bir kişinin aklında konut almak varsa, çok fazla beklememesi gerektiğini düşünüyorum.




