CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Ses Gazete’ye yaptığı açıklamalarda partinin İzmir’den başlayarak veri temelli siyaset ürettiğini söyledi. Güç, komisyon çalışmalarıyla yeni bir örgütlenme modeli kurduklarını belirterek, “Gençleri ve kadınları siyasetin merkezine koyacağız” dedi.

CHP artık sadece eleştiren muhalefet değil, sorumluluk alan bir pozisyona geldi. İzmir’den başlayacak somut bir ilk adım var mı? “Biz artık şunu yapacağız” dediğiniz bir plan ya da gösterge mevcut mu?
Var, tabii ki var. Biz komisyonlarımızı aktif hale getirdik. Bunun temel amacı, parti içinde uzlaşı ve istişare kültürünü güçlendirmek ve nitelikli insanların şehre katkı sunabilecek görüşlerini bir araya getirmekti.
Şu anda yaklaşık 15 günde bir çalıştay düzenliyoruz. Her masanın raporu düzenli şekilde hazırlanıyor ve il yönetimine sunuluyor.
Toplam 16 komisyonumuz var. Her il toplantısında dört komisyon rapor veriyor, ardından bu bilgiler ilçe örgütlerine aktarılıyor.
Bunun dışında İzmir’i dört bölgeye ayırdık:
- Küçük Menderes
- Bakırçay
- Merkez
- Yarımada
Çünkü her bölgenin sorunları ve talepleri farklı. Biz de buna uygun bölgesel çalışmalar başlattık. Bu çalışmaları akademisyenlerle birlikte yürütüyoruz.
Bakın hiçbir şey tesadüf değil. Ben ilk sahaya çıktığım günden beri uzmanlarla çalışıyorum. Reklam profesörleri, insan kaynağı uzmanları, akademisyenler… Komisyonlarımızda da akademisyenler yer almaya başladı.
Planlama ajanslarından veriler alıyoruz. Bu veriler üzerinden siyaset üretiyoruz. Yani “Ben yaptım oldu” anlayışıyla değil, tamamen veri temelli bir sistemle ilerliyoruz.
Bugün hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz. Anlık dönüşümleri takip edebilmek için doğru bilgiye hızlı ulaşan bir siyaset anlayışını benimsedik.
Ben şuna eminim: Önümüzdeki genel seçimlerde İzmir’de bugüne kadar alınmış en yüksek oyu alacağız. Mali ve siyasi baskılara rağmen bunu başaracağız.
Çünkü iç kavgaları bıraktığımızda toplum bize güvenecek. Vatandaş bizden kavga değil, çözüm bekliyor.
Toplumun zihninde şu algı oluşmamalı:
“Bunlar kendi aralarında anlaşamıyor, ülkeyi nasıl yönetecek?”
Eski milletvekillerinin, belediye başkanlarının, parti büyüklerinin fikirleri elbette kıymetli. Ama bu tartışmalar medya üzerinden değil, danışma kurullarında yapılmalı.
Çünkü Anadolu insanı kavga eden siyasetçiyi sevmez. Uzlaşı ister. Biz de bu uzlaşı kültürünü vatandaşa yansıtmak zorundayız.

Gençler bu yapılanmanın neresinde olacak? Özellikle İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası sokaklarda en önde gençleri gördük. Siz gençleri sürecin içine nasıl dahil etmeyi planlıyorsunuz?
Ben gençleri ve kadınları siyasetin en temel dinamiği olarak görüyorum. Gençlerle konuştuğumda gerçekten motive oluyorum. Onlar bana enerji veriyor, düşünce dünyamı genişletiyor.
Geçtiğimiz günlerde üniversite yaşam koşullarıyla ilgili bir çalıştay yaptık. Orada da şunu ifade ettim: Gençlik artık eskisi gibi 15-20 yılda değişen bir kuşak değil. Bugün jenerasyon farkı bir-iki yıl içinde bile oluşuyor. Bu kadar hızlı değişen bir dünyada gençleri doğru anlamak zorundayız.
Eğer biz gençlerin ne istediğini, nasıl yaşamak istediğini, hayata nasıl tutunmaya çalıştığını anlayamazsak, onlar bizi siyasetin dışına iter.
Bugün AK Parti’nin yaşadığı en büyük sorunlardan biri gençlerle bağ kuramaması. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de aynı hatayı yaparsak gençler bizi de uzaklaştırır.
Çünkü bugünün gençlerinde aidiyet duygusu eskisi kadar güçlü değil. Genç şunu soruyor:
“Benim hayatıma ne katacaksınız? İş bulabilecek miyim? Geçinebilecek miyim? Sosyal yaşamım olacak mı? Evlenebilecek miyim?”
Gençler artık fedakârlık değil, somut çözüm bekliyor. Bu kadar hızlı üretimin ve imkanın olduğu bir dünyada gençlere insanca yaşam koşulları sunamıyorsak suç gençlerde değil, bizdedir.
Toplumda da gençlere ve kadınlara karşı ayrı bir güven vardır. Gençler masum görülür, kadınlar gittiği yerde kapılar açar. Bu yüzden siyaseti büyüteceksek gençlerle ve kadınlarla büyüteceğiz.
Bizim hedefimiz, gençleri ve kadınları sadece destekçi değil, siyasetin merkezinde yol arkadaşı yapmak. Gençler ve kadınlar bu sürecin her zaman en güçlü taşıyıcısı olacak.

İnsanlar sosyal medyada şunu soruyor: “İzmir’den toplanan vergiler gerçekten İzmir’e tam olarak dönseydi, bu şehirde ilk hangi sorun çözülürdü?”
Bu meseleye sadece “kent problemi” olarak bakmamak lazım. Trafik, çevre yolu, kentsel dönüşüm… Bunların hepsi önemli ama İzmir’in asıl büyük sorunu sosyal ve ekonomik meselelerdir.
Bakın geçenlerde Türkiye’nin en büyük operasyonlarından biri yapıldı. Bu sadece bir asayiş konusu değil, sosyolojik bir problem. Eğer insanlar bu kadar madde bağımlılığına sürükleniyorsa ortada ciddi bir toplumsal kırılma var demektir.
İşsizlik var, yaşam standartları düşüyor, gençlerin geleceğe dair kaygıları büyüyor. Biz sadece trafik konuşursak, sadece rezidansları konuşursak çözüm bulamayız.
İzmir’de devasa binalar yapılıyor ama sorunlar çözülüyor mu? Hayır. Çünkü arka mahallelerde milyonlarca insan hâlâ büyük sıkıntı içinde yaşıyor.
Bizim çözmemiz gereken temel mesele “mutlu insan” meselesidir.
Orta direk dediğimiz kesim çok önemli. Toplumun büyük çoğunluğu mutsuzsa, kimse gerçekten mutlu olamaz. Bugün sadece yoksul değil, zengin de mutsuz. Çünkü mutlu bir toplumun içinde yaşamıyor.
Bu yüzden ilk hedefimiz orta direği güçlendirmek, toplumun geniş kesimlerini yeniden ayağa kaldırmak olmalı. Vergiler de öncelikle insanların sosyal refahına, ekonomik güvenliğine, gençlerin geleceğine dönmeli.





