SES Gazete Genel Yayın Yönetmeni Özgür Coşkun’un hazırlayıp sunduğu PUSULA programının konuğu, Menemen Seyrek Eski Belediye Başkanı Sayın Nurgül Uçar oldu. Programda geçmişten günümüze kadın belediye başkanlığını ve Kuş Cenneti’ni ele alarak, “Gediz Nehri’ni Kütahya’dan başlayarak sanayi atıklarıyla kirletmeseydik, tarlalarımızı korusaydık durum farklı olurdu. Bugün çiftçileri koruyamazsak gelecekte gıda üretecek çiftçi bulamayacağız” dedi.
Sayın Uçar, Belediye başkanlığınızdan bu yana, siyasette hep yoğunsunuz. Öncelikle kadın başlığıyla başlayalım. Günümüzde kadın olmayı ve kadın belediye başkanı konusunu konuşalım. Kadın cinayetleri maalesef devam ediyor. Neler söylemek istersiniz?
Kadın belediye başkanlığı benim en hassas olduğum, üzerinde en çok çalıştığım konu. Cumhuriyet'in kurucuları, 3 Nisan 1930'da kadını keşfettiler. Ülkesini kurtaran kadının, kendi yaşadığı yeri de herkes için yaşanılır yapabileceğine, katkı sunabileceğine inandılar. 3 Nisan 1930'da ilk kez ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bugüne kadar geçen 96 yılda 206 kadın belediye başkanımız, 35 bin erkek belediye başkanımız oldu. Matematikte ve bankacılıkta şöyle söylenir: 35 binin yanında 206 yok hükmündedir. Oysa ülkenin ve yaşadığımız yerlerin neredeyse yarısı kadın.
Bunu 2013 yılında, Demet Akbağ'ın oynadığı Hükümet Kadın filmini izlediğimde fark etmiştim. O da Türk sinema tarihinde ilk kez kadın belediye başkanı rolünü oynayan kadın oyuncudur. Sonrasında Hacettepe Üniversitesi'nin bir TÜBİTAK projesinin parçasıydım ve bu konu ilgimi çekti. Sinema-televizyon alanındaki yüksek lisans tezimi bu konuya evrilttim. O günden bu yana bu konuda çok ciddi emek veriyorum. Cumhuriyet'in 206 kadın başkanından birisi olma onuruna sahip bir insan olarak borcumu ödemeye çalışıyorum. Her dönem, her ortamda bu 206 ve 35 bin rakamını insanların önüne koyuyorum.
2013 yılından bu yana kadın belediye başkanlarını bir araya getirmeye çalışıyorum. Türkiye Kadın Belediye Başkanları Platformu Başkanı’yım. “Madem bir mücadele veriyorum, bu sorumluluğu almalıyım” dedim. Beşinci toplantımızı yaptık; İzmir'de, Diyarbakır'da, Tunceli'de toplandık. En son Manisa'da bir araya geldik. Artık bana destek olacak yol arkadaşı kadın başkanlarımız var. Bundan sonraki toplantımızı eylül ayı gibi Mardin'de yapacağız.
Kadının başkan olduğu yerellerde kadın cinayetlerinin azaldığı, kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmelerinin önüne geçildiği görülüyor. Bir kadın başkan olduğunda, kadınlar belediyeye daha rahat girebilir; gördüğü şiddeti başkana anlatabilir. Bunun sonuçları olarak hem çocuk gelin sayıları hem de şiddet azaldı. Şiddetin azaldığı yerde ekonomi de rahatlar. Kadının başkan olduğu yerlerde bu cinayetlerin azaldığı dikkatli bakılırsa görülür. Bir kadının başkan olduğu yerelde genel ağırlıkta ekonomi doğru yönetilir. Kadınlar bütçeyi doğru yönetir.
Şu anda görevde olan kadın başkan sayısı 145. Hareket kabiliyeti olanları her zaman arıyor, özel günlerini kutluyorum. Çünkü kadın başkan olmak hakikaten zor. Bulunduğunuz ilçeyi de bir kadın belediye başkanı yönetiyor. İzmir'de şu an 9 kadın belediye başkanı var. Bu, İzmir için bir kazanımdır. Sayın Özgür Özel'in de bu konudaki katkısıyla İzmir'de önemli bir aşama kaydedildi. Hiç vazgeçmeden, inatla ve ısrarla bu konuyu herkese anlatıyorum. Bu sadece bir kadın sorunu değil, bir insan hakkı sorunudur.
"ŞU ANKİ BAŞKANLAR GEÇİCİ OLDUKLARINI UNUTUYORLAR!"
Her alanda olan kadın, neden ilçesinde veya ilinde yönetici olmasın ki? Olur. Ben bu konuda ısrarlıyım ama kız kardeşlerimden hafif bir şikayetim var; geçici olduklarını unutuyorlar. Bizi şu ana kadar bir tek Karaburun Belediye Başkanı İlkay Hanım ile Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Hanım ağırladı. Onun dışında kimsenin vakti olmadı. Bilgi birikimi anlamında belediye mevzuatını, yasaları, ihaleleri iyi bilen biriyim. Ancak bizde maalesef hafıza ve arşiv sorunu var. Ben kendi emeğimle, canlı başkanlara ulaşarak bir istatistik çıkardım. Yüksek lisans tezim de bu konuda olduğu için verileri sürekli güncelliyorum.
Ben hiç sokaktan çıkmadım; gazeteciyken de belediye başkanıyken de sokaktaydım, şimdi de sokaktayım. Sokağın insanıyım. Onun için hafızam daha güçlü, bende vefa duygusu var. Nerede sorun var yakından biliyorum.
Çok iyi hatırlıyorum, orayı hiç terk etmediniz.
Evet, terk etmedim. Gelişmekte olan yerlerde halk çok çabuk yönlendirilebilir, arsaları ellerinden alınabilir ve bir gün bakarlar ki kendi yerlerinde hizmetçi olmuşlar. Ben buna izin vermedim. Biz mübadiliz, toprağı seviyoruz ve toprağımızdan vazgeçmedik. Kolay kolay satış istemedim, insanlarımız da istemedi. 1992'den 2009'a kadar hep ortak akılla karar verdiğimiz için köyümüze sahibiz. Oradaki her blokun yarısı bizim köylümüze ait. Bu sayede bizim köyümüzde açlık, yoksulluk, işsizlik ve hırsızlık yok. Bunun nedeni ortak akıldır.
Foça'dan sevgili Taner Açar'dan tam buna uygun bir yorum gelmiş: “Hayırlı yayınlar diliyorum. Seyrek'ten her geçtiğimde başkanımın mücadelesi ve vizyonu sayesinde bölgenin ne kadar önünün açıldığını görüyorum ve tebrik ediyorum.” Aslında anlattıklarımızı hissetmiş ve yorumuyla belirtmiş.
Çok teşekkür ederim, sağ olsun. Doğduğum yer orası, kapımın önünü süpürmek gibi bir misyon edindim.
Son zamanlarda Seyrek'te inanılmaz bir yapılaşma var. Menemen ile Çiğli arasında, üniversitenin de gelmesiyle popüler bir kent oldu. Arsaların değerinin inanılmaz yükseldiği bir bölgedesiniz. Şu an durum ne?
Bu değer, planlı bir gelişmeden kaynaklanıyor. Türkiye'de belediyelerde planların uygulanması bedel ödetir. Ben imar uygulamasının bedelini ödedim; 2004'te bu yüzden seçimi kaybettik, sonraki dönemde ise uygulamanın önemi anlaşıldığı için tekrar seçildik. Bizim bölgede kurallar belli. Bölge, uluslararası sulak alan sınırları içinde. 150 bin dönüm tarım arazimiz var, merkez köyün plan sınırı ise 685 dönüm. Plan sınırının dışında yapılaşma yok. 1992'de köye su taşıyorduk, hep böyle kalmamalıydı. Kendi köylümün işsiz, aç ve yoksul olmadan yaşamasında katkım olduğu için gurur duyuyorum.
Kuralsızlık gecekondulaşmayı getirir, bizim köyde gecekondu yoktur. İmar barışına da karşıyım; bu, belediyede kural olmadığını ve kaçak yapılara para karşılığı ruhsat verildiğini gösterir. Bu yanlıştır; burada belediye de bakanlık da sorumludur. Üç maymunu oynamamak, denetlemek gerekir. Ben oynamadım, bedelini de ödedim.
Bölge şimdi Menemen Belediyesi'ne bağlandı. Menemen Belediyesi'nin de ana kuralları bozması kolay değil çünkü orası uluslararası koruma altında olan sulak alan sınırlarında yer alıyor, Kuş Cenneti'miz var.
Kuş Cenneti, Seyrek'in ve İzmir'in kalbi. Görüntüleri de izliyoruz. Bu belgesel sizin döneminizde mi yapıldı?
Evet, "Deltanın Kanatları" belgeseli. Türkiye'de ilk kez bir koruma bölgesiyle ilgili birlik kuruldu: İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği. Buranın ne kadar hayati ve doğal bir alan olduğu fark edilerek 2004 yılında birlik kuruldu. Birlik, bölgedeki belediyelerin meclis üyelerinden oluşuyor. O dönemin valisi Oğuz Kağan Köksal çok pratik ve zeki bir valiydi. Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu ile birlikte encümendeydik. Vali Bey, alanın korunması için yönetimde bölgeden birisinin olması gerektiğini söyledi ve yapılan seçimle beni başkan seçtiler.
Süzbeyli Köyü'nün büyük bir arazisi 1980'li yıllardan sonra Kuş Cenneti sınırları içinde kaldı. Ben birlik başkanı olana kadar oradaki köylülerin yaşadığı sıkıntıları, okulda öğretmen, camide hoca olmadığını kimse bilmiyordu. Korumayı anlatarak insanlarla bağ kurduk. Valiliğin yaptığı binada köylüleri ağırladık, eski resimlerini istedik. Eski yapılanmayı canlandırarak uluslararası kuş gözlemcilerinin konaklayabileceği bir ekoturizm alanı yaratmayı hedefledik.
Ayrıca Menemen'in hassas bölgelerinden Asarlık'ı da bu alanla barıştırmak için İŞKUR projesi yaptık. İzmir Kuş Cenneti, flamingoların Avrupa'daki en büyük ikinci üreme merkezidir. Görev sürem boyunca her alanı koruma altına aldık. “Bu cennetten balıkçı, çiftçi, kadın, çocuk, herkes nasibini alır”, mottomuz buydu.
Çiğli Halk Eğitim Merkezi ile birlikte Marsilya Kamark Deltası ve Marsilya Pako Belediyesi ortaklığında bir Avrupa Birliği projesi yaptık ve flamingoyu bölge insanına tanıttık. Proje kapsamında üretilen figürler hâlâ Hatundere'deki mahkumlar tarafından üretiliyor.
Kuş Cenneti, Mavişehir'den Foça tepelerine kadar olan 40 bin hektarlık bir alanı kapsıyor. Bu birlik, tarım alanlarını ve tuzlayı korudu. Eğer tuzla özelleştirilip kurutulsaydı flamingolar, dolayısıyla bu doğal alan kalmayacaktı. Ben bir vatandaş olarak İzmir Kuş Cenneti'ne sahip çıkıyorum çünkü burada hakkım ve emeğim var. Rahmetli Ahmet Piriştina döneminde Universiade'ın sembolü yalıçapkınıydı. Yalıçapkını alanın ve Karşıyaka'nın sembolüdür ama su ve toprak kirlendiği için artık gelmiyor. Ömrüm yettiği sürece bu alana gönüllü olarak sahip çıkacağım.
Bundan sonrası için Kuş Cenneti'ne dair nasıl bir yol haritanız var? Kamudan veya Büyükşehir Belediyesi'nden destek görüyor musunuz?
Duyduğum kadarıyla müfettişler birliğin kapatılmasını talep ediyor. Bu birlikte para yok, sadece gönüllülük var. Kazancımız sağlıklı bir çevrede yaşamak. İzmir Kuş Cenneti'ni gündemden çıkarırsak, gelecekte bu kapatmayı isteyenlerin de temiz çevreye ihtiyacı olacak. Sulak alanları kurutmamalıyız; küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için bu alanlara ihtiyacımız var.
Herkes üzerine düşeni yapmalı. Ben alanın kapatılmaması için gönüllü olarak çalışmaya devam edeceğim. Şu an toplumsal bir duyarsızlık var, sanki çevre sorunları bizi ilgilendirmiyormuş gibi davranılıyor. Gediz Nehri'ni Kütahya'dan başlayarak sanayi atıklarıyla kirletmeseydik, tarlalarımızı korusaydık durum farklı olurdu. Bugün çiftçileri koruyamazsak, yaş ortalaması 59 olmuş durumda, gelecekte gıda üretecek çiftçi bulamayacağız. Gıda enflasyonundan öte, gıda kıtlığı tehlikesiyle karşı karşıyayız. Elimden geleni yapmaya devam ediyorum.
Verdiğiniz çaba gerçekten takdire şayan. Sizin bilgi ve birikiminizden faydalanmak herkes için bir kazançtır