Geçen hafta evimin balkonundan Yamanlar Dağı'na bakarken 2024 Ağustos’unda bu dağda yaşanan büyük yangın aklıma geldi. Dağın günlerce yanışını acı içinde izlemiştik. Sonra dağın üzerinde göz gezdirdim. Dağ büyük ölçüde çıplaklaşmış,neredeyse üzerinde yanacak yer kalmamış gibi gözüküyordu. İçimden “Artık yanacak yer de kalmamış” dedim kendi kendime. Bu düşünce bir acı, kaybetme ve yenilgi duygusu ile birlikte rahatlama duygusu da içeriyordu. Rahatlama duygusunun nedeni artık buralarda yangın çıkma ihtimalinin çok düşük olduğunu bir daha bu konuda bir acı çekmeyeceğimi düşünmemdi. Ama ben böyle düşündükten birkaç gün sonra, 6 Temmuz günü Yamanlar Dağı’ndan yine dumanlar yükseldi.
Bu yangın, 2024 yılındaki kadar büyük değildi. Yine de dağın bir bölümü yandı.Neyse ki kısa sürede kontrol altına alındı. Bizim balkondan bakıldığında bu bölüm kararmış bir şekilde görülüyor. Ancak insan anlamakta zorlanıyor: Bu kadar felaket yaşandıktan sonra buralarda hala nasıl yangın çıkabiliyor?

İlk ziyaret: Çöpler, şişeler ve taze yanık izleri
Yangın geçen pazartesi günü çıkmıştı, ben çarşamba günü bölgeye gittim. Amacım yangının neden çıktığını araştırmak değildi. Bu konuda kesin bir söz söylemek, ancak resmi incelemeler tamamlandıktan sonra mümkün olabilir. Ben sadece olayın yaşandığı yeri görmek, kendi gözlem ve değerlendirmelerimi yapmak istedim.
Yüksek Vadi Evleri'nin bulunduğu bölgeden yangın alanına ulaştım. Biraz tedirgindim. Taze bir yangının üzerine gitmiştim. Etrafta hala soruşturma yapan uzmanlar, inceleme yapan güvenlik görevlileri ya da yabancılara karşı hassasiyet gösteren vatandaşlar olabilirdi. Bu da benim incelememi zorlaştırabilirdi. Ama ortalıkta kimsecikler yoktu. Bu durum benim etrafı incelememi kolaylaştırdı. İlk dikkatimi çeken şey, yangının yerleşim alanlarına ne kadar yakın olduğuydu. Bir tarafta apartmanlar, diğer tarafta yaz sıcağında tamamen kurumuş otlarla kaplı yamaçlar ve alanlar bulunuyor. Aradaki mesafeler çok az. Böyle bir coğrafyada çıkacak her yangın yerleşim alanlarını da tehdit edebilir.
Bulunduğum noktadan İzmir Körfezi'nin muhteşem manzarası izleniyor. Gerçekten çok güzel bir seyir noktası. Ancak aynı yerde gördüğüm başka bir manzara, bu güzelliğin önüne geçti. Çevrede çok sayıda boş içki şişesi, plastik atık ve çeşitli çöpler vardı. Bunları görünce doğrusu şaşırdım. Fotoğraflarını da çektim.İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kadar güzel bir manzaraya sahip olan bir alan nasıl oluyor da aynı zamanda bu kadar fazla atığın bırakıldığı bir yere dönüşebiliyor? Sorun yalnızca temizlik sorunu değil. Doğayla kurduğumuz ilişkinin de sorgulanması gerekiyor.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var. Yangının çıkış nedeni ile ilgili rapora henüz ulaşamadım. Dolayısıyla bu atıklarla yangın arasında bir ilişki kurmam doğru olmaz. Böyle bir iddiayı destekleyecek bir bilgiye sahip değilim. Ancak bu kadar hassas bir bölgede bu kadar fazla çöp ve cam şişenin bulunması başlı başına düşündürücü bir durumdur. Yangına neden olsun ya da olmasın bu görüntü kabul edilemez. İlk ziyaretimde beni düşündüren bir başka konu da bölgede herhangi bir görevliyle karşılaşmamış olmamdı. Açıkçası yangından hemen sonra alanın daha kontrollü olacağını düşünmüştüm. Bu nedenle ilk izlenimim, bölgenin kendi hâline bırakıldığı yönündeydi.

İkinci ziyaret: Temizlik, tabela ve yerel sesler
Tek bir ziyaretle yetinmek istemedim. Ertesi gün (perşembe) aynı bölgeye bir kez daha gittim. İlk izlenimlerin her zaman yeterli olmayabileceğini bildiğim için bu ikinci ziyaret benim için önemliydi.Gerçekten de ikinci ziyaretimde bazı farklılıklar gördüm. Bir gün önce dikkatimi çeken cam şişelerin ve çöplerin önemli bir bölümü toplanmıştı. Atıklar büyük siyah çöp torbalarına doldurulmuştu. Bu görüntü, bölgede temizlik çalışması yapıldığını gösteriyordu. Ortalık o kadar da başıboş değildi.
Bölgede yaşayan birkaç kişiyle de sohbet etme fırsatı buldum. Hepsi aynı noktaya dikkat çekti. Özellikle akşam saatlerinde bu bölgeye manzarayı izlemek ve içki içmek için çok sayıda kişinin geldiğini söylediler. Geriye bırakılan cam şişeler ve diğer atıkların uzunca bir zamandır sorun oluşturduğunu ifade ettiler. Ve eklediler: Bunları yazın lütfen!
İkinci ziyaretimde dikkatimi çeken bir başka ayrıntı da Yüksek Vadi Evleri'nin yakınındaki dolmuş toplanma merkezinin yanından tepeye doğru giden yolun girişindeki uyarı tabelası oldu. Tabelada yaz aylarında bu noktadan ormanlık alana girişin yasak olduğu belirtiliyordu. Demek ki risk biliniyor ve buna yönelik bir düzenleme yapılmış. Bölgede konuştuğum kişiler Orman Genel Müdürlüğü'nün burada bir park ve rekreasyon alanı oluşturmak için hazırlık yaptığını ve bu bölgenin daha kontrollü bir alana dönüşeceğini söylediler. Eğer bu bilgi doğruysa ve çalışmalar doğal yapıyı koruyacak şekilde yürütülürse, bunun olumlu bir gelişme olacağını düşünüyorum.

Bu gözlemler beni şöyle bir sonuca götürdü: Yamanlar Dağı gibi hem doğal güzelliği hem de yerleşim alanlarına yakınlığı nedeniyle çok değerli olan bölgelerde kontrol, denetim, temizlik ve bilinçlendirme çalışmalarının sürekli olması gerekir. Bunlar sadece yangın mevsiminde değil, yıl boyunca üzerinde durulması gereken konulardır. Yamanlar Dağı, Karşıyaka'nın doğal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Binlerce insan her gün evinden bu dağa bakıyor. Ben de onlardan biriyim. 2024 yangınını da balkonumdan büyük bir üzüntüyle izlemiştim. Bu yıl aynı dağdan yeniden dumanların yükseldiğini görmek, ister istemez geçmişte yaşanan acıları hatırlattı.
İlk günkü gözlemimle ikinci günkü gözlemim arasında fark vardı. Bu nedenle yazıda ikisini de anlatmayı doğru buldum. Çünkü sağlıklı değerlendirme yapabilmek için sadece ilk izlenimlere değil, daha fazla bilgiye ve gözleme ihtiyaç var. Bu bölgeyi önümüzdeki günlerde tekrar ziyaret ederek daha iyi anlamaya çalışacağım.
Dileğim, Yamanlar Dağı’nın bundan sonra yangın haberleriyle değil, yeniden yeşeren doğasıyla gündeme gelmesidir. Bunun için kamu kurumlarının yapacağı çalışmalar kadar, biz vatandaşların da sorumluluğu var. Doğaya bıraktığımız her çöp, kuralları ihlal ederek attığımız her adım ve "Bir şey olmaz abicim" anlayışı, hepimizi ilgilendiren ortak bir değeri riske atıyor.
Birkaç gün önce balkonumdan Yamanlar'a bakarken 'Artık yanacak yer kalmadı.' diye düşünmüştüm. Bugün aynı dağa baktığımda ise başka bir şey düşünüyorum. Yanacak yer hâlâ var. Riskler hâlâ orta yerde. Dilerim, bu durum değişir ve yakın bir gelecekte Yamanlar Dağı’nın yeniden yeşeren yamaçlarını konuşuruz.
(Bu yazıdaki gözlemler, 9 ve 10 Temmuz tarihlerinde Yamanlar'da yaptığım iki ayrı saha ziyaretine ve bölgede yaşayan kişilerle yaptığım görüşmelere dayanmaktadır. Yangınla ilgili rapor henüz temin edilememiştir.)