Gazetecilik bazen haber kovalamak değildir.
Bazen bir insanı, bir tavrı, bir bakışı fark etmektir.
Benim için CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ile tanışmak tam olarak böyle bir deneyimdi.
Genç bir gazeteci olarak pek çok basın toplantısına katıldım. Aynı yüzler, aynı sorular, aynı ezber cevaplar… Zamanla insan ister istemez şaşırmayı bırakıyor. Ta ki bazı anlar gelip, “Demek hâlâ farklı olanlar var” dedirtene kadar.
Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Başkanı Çağatay Güç’ün, Nefes Restoran’da İzmir basınıyla bir araya geldiği toplantı da benim için tam olarak böyle bir andı. İzmir’deki hemen tüm gazetelerin sahipleri ve temsilcileri davetliydi. Alışıldık bir basın buluşması gibi başlayacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı.
Küçük bir detay, büyük bir anlam
Çağatay Güç restorana girdiğinde ilk yaptığı şey masasına yönelmek olmadı.
Masalara tek tek bakmak ya da sadece büyük gazetelerin tanıdığı patronlarına selam vermek de değildi.
Restoranda çalışan personelin tamamının elini sıktı.
Hal hatır sordu.
Gözlerinin içine bakarak selam verdi.
Bunu neden özellikle anlatıyorum?
Çünkü siyasette bu “küçük” gibi görünen davranışlar aslında hiç de normal değil.
Birçok ilde, birçok partide; bırakın servis personelini, genç gazetecilere bile selam verilmediğine defalarca şahit olduk. “Dinozor” diye adlandırdığımız, yıllardır aynı koltuklarda oturan bazı isimler, kendilerinden başkasını görmez.
Ama burada durum farklıydı.
Çağatay Güç, sadece gazetecilerle değil, oradaki herkesle temas kurdu.
Bu bir gösteri değildi, hissediliyordu. Samimiydi.
“Buna cevap vermem” diyebilmek
Toplantının ilerleyen dakikalarında alışıldık sorular geldi.
Magazin kokan, halkın gerçek gündemiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan sorular…
İşte tam o anda yine alışılmadık bir tavır ortaya çıktı.
Hiç çekinmeden, hiç kırmadan ama net bir şekilde şunu söyledi:
“Ben buna cevap vermem. Bana halkın sıkıntılarını, sorunlarını sorun. Onları konuşalım, onları çözelim.”
Bu cümle, belki de o günün en net siyasi mesajıydı.
Çünkü siyasetin en büyük sorunlarından biri, konuşulması gerekenlerle konuşulanlar arasındaki uçurumdur.
Ve o uçurumu işaret eden bir il başkanı görmek, açıkçası dikkat çekiciydi.
İlk günden sahaya
Çağatay Güç’ü ilk kez 39. CHP İzmir Olağan İl Kongresi’nde, Celal Atik Spor Salonu’nda gördüm. Bayıldığı an sahnenin hemen önündeydim.
O gün salonda bir gazeteci olarak bulunuyordum ve o günden sonra kendisini özellikle takip etmeye başladım.
Kısa sürede tüm ilçeleri gezen, her gün sahada olan, herkesle konuşan bir il başkanı profili çizdi.
Dinliyor.
Not alıyor.
Geçiştirmiyor.
Bu noktada şunu özellikle söylemek isterim:
Bu yazı; CHP’ye ya da İzmir’e dair bir güzelleme değil.
Bu yazı; siyaseti sadece makam, para ve kariyer basamağı olarak görenlere bir nottur.
Bu yazı; siyaseti vatandaşa hizmet için yapmak isteyenlere bir güzellemedir.
“Benim hedefim iktidarın il başkanı olmak”
Basın toplantısında, yıllardır 1980’lerde kalmış bir gazetecilik anlayışıyla sorular soran isimlerden biri, klasikleşmiş o soruyu yöneltti:
“İl başkanlığından sonra büyükşehir belediye başkanı olmak istiyor musunuz?”
Cevap kısa ama çok netti:
“Benim şuan hedefim iktidarın il başkanı olmak.”
Bu cümle; koltuk hesabı yapmadığını, hedefini başka bir yere koyduğunu gösteriyordu.
Katılırsınız ya da katılmazsınız, bu ayrı mesele.
Ama bu cevabın samimi olduğu çok açıktı.
Yüzünde o ciddiyeti gördüm.
Son söz
Ben bir gazeteciyim.
Mesafemi korurum.
Alkışlamak için değil, gözlemlemek için yazarım.
Çağatay Güç, alışılmış siyasetçi profilinin dışında bir yerde duruyor.
Halkı dinleyen, sahada olan, gazeteciye de, servis çalışanına da aynı mesafede yaklaşan bir isim.
Kendisini bu tavrı nedeniyle teşekkür ediyorum.
Siyasi kariyeri boyunca bu enerjiyi, bu samimiyeti koruyacağını düşünüyorum.
En kısa sürede İzmir’deki diğer il başkanlarıyla da tanışıp, onların nasıl insanlar olduğunu da yazmak dileğiyle…

YORUMLAR