Türkiye günlerdir Ankara BAM 36. Dairesinin CHP kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararını konuşuyor. Ancak ortaya çıkan ilk sonuçlar gösteriyor ki; siyasi istikbalini bu karara bağlayanlar açısından sonuç her geçen gün "mutlak hüsran"na doğru gidiyor.

Bu kararla Türk siyasi tarihinde ilk kez, bir partinin kapatılmasına gerek duyulmaksızın, seçilmiş genel başkanı yargı yoluyla görevden alınmış ve yerine eski genel başkan iade edilmiştir. Karar bu yönüyle hukuki bir tespitten ziyade, ana muhalefet partisinin liderliğini dizayn etme eleştirileri eşliğinde, siyasi sonuçlar doğuran, açık bir yargısal müdahaledir.

Belli ki bu müdahalenin “tesadüfen” Kurban Bayramı tatili öncesine denk getirilerek toplumsal tepkinin sönümleneceği, parti tabanının ise yeni statükoya hızla biat edeceği hesaplanmıştı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Ya da Kemal Kılıçdaroğlu’nun çalışma ofisindeki hesap, partiye uymadı da denebilir. Çünkü; Türkiye’nin birinci partisi haline gelen CHP’ye yapılan bu müdahale ters tepti; seçmenler mahkemenin işaret ettiği "atanmış" liderin değil, sandıktan çıkan "seçilmiş" liderin etrafında kenetlendi. Üstelik bu demokratik refleks en sağdan en sola tüm muhalefet blokunda ve uluslararası kamuoyunda karşılık buldu.

Güncel anketler de bu sosyolojik tokadı doğruluyor: CHP’li seçmenin %95’i Özgür Özel’e desteğini yinelerken, kararı tasarlayan iktidar blokunda bile ciddi bir çatlak var. AK Parti seçmeninin %40’ı bu müdahaleyi yanlış buluyor, MHP tabanının ise sadece yarısı kararın arkasında durabiliyor.

Ortaya çıkan bu tablo, demokrasimiz adına umut vericidir. Türk seçmeni, oldum olası kendisine dayatılan siyasi mühendislikleri sandıkta cezalandırmayı bilmiştir. Tarih bir kez daha kanıtlamıştır ki; adliye koridorlarında, kapalı kapılar ardında ya da karargahta alınan kararlar, halkın iradesini teslim almaya yetmez.

Özetle, karardan beklenen, iktidar alternatifi olmaya cesaret eden CHP’nin bölünüp parçalanması ve muhalefet bloğunun dağılması iken, ortaya çıkan sonuçlar, CHP’nin bölünmeyeceği, kurultay yapılmamakta direnilmesi durumunda ortaya çıkacak yeni bir partinin Özgür Özel’in CHP’sinin oynadığı rolü rahatlıkla üstleneceği yönündedir. Muhalefet partileri, tehlikeyi görmüşlerdir. Seçmenler oynanan oyunu görmüşlerdir. Bu saflaşma tesadüf değildir.

Özgür Özel ve yönetimdeki arkadaşları, genel merkezden, polis zoruyla atılsalar da meydanlarda, sokaklarda, meclis çatısı altında, mücadele edeceklerini de net olarak göstermişlerdir. Binalar ve araçlar zorla zapt edilebilir ama insanların gönlüne zorla giremezsiniz. Halka karşı, halka rağmen siyaset yapılamaz.

Mahkemece, atanmış yönetim, partiyi acilen kurultaya götürmelidir. Anlaşılan o ki; Özgür Özel ve ekibi de kurultay için tüm yolları deneyecektir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu, delegenin önüne sandığı koymamakta ısrar ederse, işte o zaman yol ayrımı kaçınılmaz olur.

Ya acil kurultay ya başka bir parti!

İşte o zaman, B planı devreye alınmak zorunda. Bu kaçınılmaz bir adım olur. Aksi halde, sadece 47 yıl sonra 1. Parti olmuş olan CHP değil, bütün muhalefet ve ülke kaybeder. Zira, hukuki belirsizlik ve kaos ortamı, kaçınılmaz olarak seçmende yılgınlık ve karamsarlık oluşturur.

Özgür Özel’in önündeki mecburi istikamet, kurultayı zorlamaktır. Öyle de yapacaktır. Ama olmazsa, o zaman başka bir yol bulmak kaçınılmaz olur. Kalabalıklar sokaklarda, Özgür beyle beraber yürürken ona, “ya bir yolunu bulun ya da yeni bir yol inşa edin” mesajını da veriyorlar.