Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta valilerle yaptığı toplantıda kamu kurumlarının sosyal medya kullanımına ilişkin dikkat çekici bir uyarıda bulundu. Beğeni ve etkileşim arayışıyla yapılan paylaşımların ölçüyü kaçırabildiğini, mahremiyet ihlallerine ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan görüntülere yol açabildiğini vurguladı. İletişim faaliyetlerinin, niyet edilenden farklı biçimde iletişim kazasına ya da krize dönüşebileceğini ifade etti.
Bu açıklama Cumhurbaşkanı’nın, merkezi idarenin sosyal medya kullanımı ile ilgili duyarlılığını ortaya koyuyor. Ancak İzmir’den bakıldığında ortaya çıkan tablo, bu eleştirilerin işaret ettiği manzarayla birebir örtüşmüyor. Aksine İzmir’de devlet kurumlarının ve yöneticilerinin sosyal medya kullanımı oldukça ihtiyatlı ve temkinli.
İzmir’de Valilikten kaymakamlıklara, il müdürlüklerinden diğer taşra birimlerine kadar geniş bir yelpazede kamu kurumlarının sosyal medya hesapları var. Bu hesaplar oldukça ihtiyatlı bir şekilde kullanılıyor, çoğunlukla rutin duyurular yapılıyor ve kamuoyuyla etkileşimleri yüksek seviyelerde değil. Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Cumhurbaşkanı’nın eleştirdiği “ölçüsüzlük” ile İzmir’de gözlenen temkinli sosyal medya kullanımı nasıl aynı resmin parçaları olabilir?
Bu durumu açıklamada iki husus ön plana çıkıyor: Birincisi, kamunun sosyal medya kullanımına ilişkin yol gösterici bir metin zaten mevcut. 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yayımlanan “Kamu Kurumlarına Yönelik Kurumsal Sosyal Medya Kullanım Rehberi”, bu alandaki temel ilkeleri ve etik çerçeveyi ortaya koyuyor. Söz konusu rehberde Erdoğan’ın dikkat çektiği ölçülülük ve ihtiyatlılık açıkça görülebiliyor. Nelerin yapılmaması gerektiğinin altı çizilmiş. Muhtemelen İzmir’de merkezi idarenin yerel birimleri bu rehberin yönlendirmesine göre hareket ediyorlar ve o nedenle de ölçülülük ve ihtiyatlılığı temel alan bir yaklaşımla sosyal medya hesaplarını kullanıyorlar.
İkinci olarak, Erdoğan’ın eleştirilerinin, İzmir gibi büyük şehirlerdeki genel tabloyu değil; daha çok bireysel çıkışlar, kişisel üslup sorunları ve kamu görevlisinin kişisel hesabı ile bağlı olduğu kurumun kurumsal kimliği arasındaki sınırın bulanıklaştığı paylaşımları hedeflediği de düşünülebilir. Bu tür örnekler kamuoyunda haklı tepkiler doğurabiliyor. Evet, zaman zaman böyle durumlarla karşılaşılabiliyor. Böyle bakıldığında Cumhurbaşkanının uyarısı bu çerçevede bir anlam kazanıyor.
Fakat bu noktada farklı bir sorun ortaya çıkabilir. Eğer Cumhurbaşkanının açıklaması münferit sorunlara verilen bir refleks ise açıklamanın kurumsal iletişimi daraltacak biçimde yorumlanması, merkezi yönetimin görünürlüğünü ve erişilebilirliğini zayıflatma olasılığı ortaya çıkabilir. Yine İzmir’den bir örnek verecek olursak, bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin X hesabının, İzmir Valiliği’nin kurumsal hesabına kıyasla çok daha yüksek bir takipçi kitlesine sahip olması; yerel yönetimlerin sosyal medyayı bir iletişim aracı olarak daha serbest ve sistematik kullanırken, merkezi yönetimin taşra birimlerinin ise daha ihtiyatlı ve tedbirli davranmasının bir sonucu olabilir.
Ölçülülük ile erişilebilirlik arasında denge kurulmalı
Tabii ki ölçülülük dikkate alınmalı ama diğer yandan da merkezi yönetimin taşradaki görünürlüğü de korunmalı. Öncelikle mevcut rehberin, soyut ilkelerden çıkarılıp somut örneklerle desteklenmesi gerekiyor. Hangi konularda yerel yöneticiler konuşabilir, hangi durumlarda merkez devreye girmeli, hangi dil ve ton tercih edilmeli; bunlar çok daha açık biçimde ve örneklerle ortaya konmalı. Kamu Kurumlarına Yönelik Kurumsal Sosyal Medya Kullanım Rehberi’nin, yalnızca sınır çizen değil, iyi uygulama örneklerini de görünür kılan bir içeriğe kavuşturulması önemli.
İkinci olarak, yerel düzeyde kamuoyunu doğrudan ilgilendiren konularda iletişim kurmanın bir risk değil, kurumsal bir sorumluluk olduğu anlayışı güçlendirilmeli. Sessizlik, her zaman ölçü anlamına gelmiyor; kimi zaman vatandaşın kafasındaki belirsizliği artıran bir faktöre dönüşebiliyor.
Sonuç olarak, merkezi otoritenin sosyal medya stratejisi, ölçülülük ile erişilebilirlik arasında dengeli bir yol izlemelidir. Bu denge kurulduğunda hem devlet ciddiyeti korunur hem de kamuoyu ile daha iyi iletişim sağlanır. İzmir örneği gibi yerel deneyimler, bu süreçte yol gösterici olabilir, İzmir pilot bölge olabilir. Ayrıca, rehberin gelişmelere göre güncellenmesi ve sosyal medya eğitimlerinin artırılması da kamuda sosyal medya kullanımının etkinliğinin artmasına büyük katkı sağlayacaktır.