Cumhuriyet, bir kız çocuğunun köyünden çıkıp belediye başkanı olmasıdır. — Gülşah Durbay
Bazı mekânlar vardır; zamanla değişir. Ama taşları değil, biz değişiriz.
Hatuniye Camii benim için artık böyle bir yer.
Son yıllarda gittiğim şehirlerde camileri daha dikkatle incelemeye başlamıştım.
Bu bir mimari merak değildi.
O mekânların hafızasını, insanla kurduğu ilişkiyi, sessizliğini anlamaya çalışıyordum.
Hatuniye Camii de Manisa’da özellikle ilgimi çeken, merakımı uyandıran camilerden biriydi.
Işığıyla, avlusuyla, dinginliğiyle…
İnsanı yavaşlatan, durduran bir hâli vardı.
Ama bazı mekânlar, insanın kaderine karışır.
Gülşah Başkan’la ilk kez Hatuniye Camii’nin avlusunda karşılaşmıştık.
Bir cenazede… Manisa eşrafından bir tanıdığın ardından.
Henüz belediye başkanı adayı değildi.
Ama siyasete yabancı değildi.
O; yıllardır emek vermiş, gençlik kollarından yetişmiş, sahayı bilen, insanın içini bilen, vicdanlı, genç
bir kadındı.
Avluda su gibi sakindi.
Kökleri toprağa sağlam basan bir ağaç gibiydi.
Kibar, sevecen, içten…
Kadınlar bazen birbirini ilk bakışta tanır. Sözle değil, sezgiyle.
O gün içimden geçen cümle şuydu:
“Bu kadın, bulunduğu yere iyilik bırakıyor.”
Sonra Manisa’ya defalarca geldim.
Ama ne yazık ki son sekiz ay…
Manisa’ya gelişlerim hep içimi acıtan, kalbimi yaralayan nedenlerle oldu.
Önce Güney ile başladı.
Canım dostum Güney Temiz…
Gülüşüyle, bitmeyen neşesiyle çevresindeki herkesi iyi hissettiren Güney…Onun gidişiyle, hayat biraz daha sessizleşti.
Ardından Ferdi Zeyrek Başkan…
Kısa görev süresine; vicdanı, komşuluğu, iyi insan olmayı sığdıran bir başkan…Ardında; dürüstlüğüyle, çalışkanlığıyla ve sahici duruşuyla anılacak bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı.
Ve şimdi…
Gülşah Durbay. Gülşah
Başkan bir cümle kurmuştu.Sade ama çok güçlü bir cümle.
Bu söz, onun hayatının da özeti gibiydi.
Köyünden çıkıp yaşadığı kente belediyeye başkan olabilmenin mümkün olduğunu gösterdi.
Bunu yaparken kimseyi itmeden, kimseyi dışlamadan…
Kadın olmanın yükünü değil, gücünü taşıyarak yürüdü.
Genç yaşında, bu kadar kısa sürede halkın sevgisini kazanmak kolay değildir.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu; yılların emeğinin, sahada yoğrulmanın, samimiyetin ve içtenliğin sonucudur.
Hemşehrileri onu sevdi.
Çünkü o, insanlara yukarıdan bakmadı.
Dinledi. Yanında durdu. Dokundu.
Ve kaderin ağır bir cilvesi…
Onunla Hatuniye Camii’nin avlusunda tanıştık,
yine bir camide, dualarla uğurladık.
Bugün Hatuniye Camii benim için artık sadece mimarisiyle etkileyici bir yapı değil.
Orası artık; vedaların, eksilenlerin, iyi insanların hafızasıdır. Taşlarına başka bir duygu sinmiştir.
Manisa, son aylarda hepimize çok ağır emanetler bıraktı.
Güney’i, Ferdi Başkan’ı, Gülşah Başkan’ı…
Bunlar sıradan kayıplar değildir. Bunlar; emeğin, vicdanın, sahiciliğin ve halkla kurulan gerçek bağın kaybıdır.
Ama aynı zamanda bir sorumluluktur.
Bu ülkenin; gençlik kollarından yetişmiş, sahayı bilen, halkın içini bilen kadın siyasetçilere ihtiyacı
var. Bu ülkenin; makamdan önce vicdanı önemseyen insanlara ihtiyacı var.
Manisa bize acılarını da, umutlarını da emanet etti.
Bu emanet; sadece anmakla değil, çoğaltmakla taşınır.
Biz kadınlar buradayız.Emek verenler, inananlar, vazgeçmeyenler…
“Çok acıklı bir hikâye yazdık değil mi?” demişti Gülşah Başkan.
Hayır…
Bu acıklı bir hikâye değil.
Evet, bu satırlarda bir hüzün var. Çünkü erken vedalar insanda boşluk bırakır.
Ama bu anlatılan; emeğin tesadüf olmadığını, bir kız çocuğunun köyünden çıkıp halkın gönlünde yer edebileceğini gösteren bir hikâye.
Bu, vicdanla yapılan siyasetin hâlâ mümkün olduğunu hatırlatan bir örnek.
Kısa sürede bu kadar sevilmek, rastlantıyla açıklanamaz.
Bu; sahayı bilmenin, insanın içine bakabilmenin, samimiyetin ve emekle yürünmüş bir yolun sonucudur.
Bazen kayıplar geriye sadece acı bırakmaz.
Bazen bir yön duygusu, bazen bir ölçü bırakır.
Neyin kıymetli olduğunu, nasıl yürünmesi gerektiğini hatırlatan bir ölçü…
Bu yüzden bu hikâye bir veda değildir. Bu hikâye, yalnızca Manisa’ya ait de değildir.
Manisa’dan bütün Türkiye’ye kalan güçlü bir izdir.
Hatuniye’nin taşlarına sinen vedalar, bir kapanış değildir.
Bir hatırlatmadır.
Siyasetin hâlâ insanla, vicdanla ve emekle yapılabileceğine dair güçlü bir hatırlatma…
Ve bazı kayıplar vardır ki, arkalarında sessiz ama ağır bir sorumluluk bırakır.
Bunlar sıradan kayıplar değildir.
Bunlar; emeğin, sahiciliğin ve vicdanla kurulan siyasetin eksilmesidir.
Ama aynı zamanda şunu da gösterirler:
İyi insanların hikâyesi yarım kalmaz.
Onlar gittiklerinde bile, yol göstermeye devam eder. Hatuniye’nin taşlarına sinen bu vedalar artık sadece bir yas değil; bir çağrıdır.

Gönlünüze sağlık güzel yazı. Gerçekten de Manisa bizi üzdü. Umarım bundan sonra üzülmeyelim.
Selam ve saygılarımla
“İnsan yaşadığı yere benzer”der şair.Toprağına,suyuna…Gittiği yerlerdeki hikayeler bu bağın üstünde yükselir,olgunlaşır.Şehrin sokaklarına dahi siner, görünür hale gelir.Vicdan, iyilik beslendiğinde ,her türlü yozlaşmaya karşı insan kalına bildiğinde gelişir. Ve öylesine köksalar ki vicdanınız kitlelerde, sadece sokağa çıkıp gülümsemeniz bile arkanıza yığınları taşır.Tahtları devirir,yıkar.Bir şehrin dili olur,her sokak her ağaç her taş konuşur…Yeter ki gidenler gibi vicdanlı,dürüst ve adil olalım…En yozlaşmış insan bile yüreğinin derinlerinde unutulmuş iyiliğe tutunarak zafer kalabalığına karışır…Mutlaka.